Tag Archives: müzikal

Neden Hande Yener?

14 May

Hande Yener Türkiye’de günümüz sanat ortamının en “g-friendly” sanatçılarından birisidir. Açıkça ve yüreklilikle eşcinsellerin yanında duran Hande, bunu sadece lafta bırakmaz. Gerektiğinde bizimle yürür, gerektiğinde projelerimizde yer alır. Bunun ekonomik kaygılarla atılmamış bir adım olduğunu bizlere her seferinde hissettirir. Hande, gerçekten yanımızdadır.

Biz de kendisini çok severiz. Tamam, kendisini daha Madonna mertebesine yükseltmedik; ama Hande Yener denince eşcinseller arasında şöyle bir kendine çeki düzen verme, hemen ceketlerin önünü iliştirip, elleri öne kavuşturma yaşanır.

Yo, takılıyorum, yaşanmaz, ama biz de severiz Hande’yi.

Peki neden? Sadece bizleri sevdiği için mi? Hayır. Kendisi g’lerin dikkatini ve takdirini toplama konusunda oldukça başarılı bir yolda ilerlemektedir. Nasıl mı? Buyrun:

Hande Yener Müzikal gibidir…

Müzikal kelimesini burada “çok katmanlı, çalışılmış, didinilmiş” olarak kullanıyorum. Hande’nin imajı çalışılmış, işlenmiş bir imajdır. Hande Yener asla sadece şarkıları değildir. Bu konunun bir de imaj yanı vardır, müziğinin duruşu vardır, klipleri, saçları, tarzı, olaylara yaklaşımı– kendisini incele incele, bitmez. Bu, hele pop müzikte, çok az sanatçıya nasip olan bir durumdur. Kendisinin bu zenginliği bizim ilgimizi çeker, kendisini takdir etmemiz için uğraşmamız gerekir. Biz de severiz bunu. Bize göre hiçbir şey tek katmana sahip olmamalıdır. Hande Yener de bize istediğimiz tüm katmanları, ayrıntıları sunar.

Hande Müziğinin üzerinde düşünür…

Hande Yener’in son zamanlarda hiç de rastgele bir müzik yapmadığınıdüşünüyorum. “Ben popa dönmedim, o bana döndü” lafında bir haklılık payı yok değil. Hande sadece saçını, klibini,makyajını düşünmez, derince şöyle bir müziğini düşünür, değişir, değiştirir. Her yeni şarkısını duyduğumuzda hemen kapmıyoruz artık, bir durup sindiriyoruz önce. Sindirdikten sonra da her yerde, ama her yerde arka arkaya çalıyoruz. Bakınız: Bu yaz. (Evet, bugüne ve geleceğe referans verdim)

Hande ve Romeo…

Hande’nin bizim için en önemli özelliklerinden birisi “Romeo” isimli şarkıyı söylemiş olmasıdır. Planetromeo.com sitesinin g’lerin hayatındaki yeri apaçık ortadadır. Eh, Hande ufaktan bizim marşımızı icra etmiştir diyebilir miyiz? Bence deriz de, siz farklı düşünüyorsanız sizi yorumlar’a davet ediyorum Sevgili Okuyucular.

Bir de son albüm mevzusu var…

Hande’yi bu yazdığım şeylerden dolayı sevmiyorsanız da, lütfen, son albümü nedeniyle seviniz. Yasak Aşk, Bodrum ve Sopa ile başlayan yaz dönemi müziği domine etme eğilimi hızla devam edecek. Bu güzel şarkılarla hepimiz o kadar eğleneceğiz ki. Sırf bu nedenle bile, 2010 yazının hatrına, Hande Yener sevilir.

Sonuç olarak Hande Yener’i neden seviyoruz, eh ufak bir özete göre şu yukarıdaki şeylerden dolayı seviyoruz. O da bizi seviyor, mutlu mesut geçinip gidiyoruz. Esasında, bence kendisi cesaretiyle, bize verdiği tüm bu güzelliklerle tarih yazıyor, biz de güzelce bunu not düşüyoruz. Aklınızda bulunsun.

Reklamlar

Bir Gay Eğlentisi olarak Müzikaller

3 May

Sadece şarkı veya sadece oyunculuk: Sıkıcı. Hem şarkı, hem oyunculuk fena değil. Hem şarkı, hem dans, hem oyunculuk, hem kostüm, hem makyaj, hem koreografi, hem ışık, hem orkestra harikadır. Ve bunu sadece gay’ler hakkıyla kavrarlar.

Aman da “ne zekiyiz, ne harikayız” demiştim önceki yazılarımdan birinde. Genel olarak sanata ve entelektüel tavra duruşumuz her zaman pozitiftir. İyi bir şarkı yorumunu severiz, güzel oynanmış tiyatro oyunlarını dostlara tavsiye ederiz ama akan suların durması için biraz daha fazlası gerekmektedir. O “daha fazlası” ise sadece müzikallerde vardır.

Bir kere müzikaller işlenmiş gelir, çok katmanlı düşünmeye alışmış beyinlerimiz için güzel bir egzersiz ihtiva ederler. Moulin Rouge’u ilk izlediğimde Nicole Kidman’ın saç şekliyle elbisesinin uyumunu boynundaki elmasların pırıltısı arasından seçerken, koreografinin aslında ne kadar sönük kaldığını düşünüyordum ezbere bildiğim pop şarkıları bir bir çalarken. MR, diğer müzikaller gibi dopdoluydu, tam bana göreydi.

Müzikalleri böyle gay-favorite kılan durum sadece katmanlı halleri değil, sürpriz enerjileridir de. Müzikallerde her an birileri oradan buraya zıplamaya başlayabilir, çılgın bir uyumla 20 kişi dans eder, herkes bir anda mutlu olur, hayat güzeldir. Gerçekten uzaktır, neşelidir, hayat doludur. Toplumun gay olduğumuzu anladığımız andan itibaren üzerimize kurduğu baskı müzikallerde yoktur.

Ayrıca gay dediğin insan öyle tek meziyeti olan erkekleri sevmez. Hem rol yapan, hem dans eden, hem şarkı söyleyen erkeklerle doludur müzikaller. Daha ne isteyelim?

İşte sevgili okuyucular, “ben neden Moulin Rouge’u bu kadar beğenirken basketbol arkadaşlarım adını ağzına bile almıyor?” diye düşünüyorsanız, “bizim oğlan da bütün müzikallerin DVDsini toplamış, yoksa?” diye kaygılanıyorsanız, açıklıyorum: Müzikaller gay eğlentisidir. Kendilerini sahnede veya beyazperdede izlediğimizde çok heyecanlanırız, şarkılarını kafamızda sürekli çalar, vapura koştururken falan tüm İstanbul’un dans ederek bizimle vapura ilerlediğini falan düşünürüz.

Bu arada, hiç de şikâyetçi değilizdir. Hayatı bir müzikal olarak göremiyorsanız, bu bizim suçumuz değildir der, oradan bir Hair şarkısı patlatıveririz. Aklınızda bulunsun.