Tag Archives: müzik

2012 Bahar Albümlerinden En Önemli Şarkılar

22 Nis

Bu blog yazısına birkaç kere başladım, ama şu an dank etti: Sevgili Okuyucularım albüm eleştirisi okumak isteseler, girer LA Times’a okurlar zaten, benim aman şu şarkı çok güzel, bu şarkının sound’u söyle dememe hiç gerek yok. Onun yerine bu bahar çıkan albümlerde göze çarpan birkaç şarkıyı sizlere yazayım istedim ki İstanbul bahar aşklarına hazırlıksız yakalanmayın.

Madonna’dan Masterpiece

Canımız, kraliçemiz, pop ikonomuz, İstanbul’un bu seneki en önemli konuğundan başlıyorum elbette. Madonna pek beklenen albümünü geçen ay çıkardı, ancak insanlarda genel bir hayal kırıklığı gözlenmedi değil. Dört çocuklu, yeni boşanmış, arada mükemmel bir film yapmış bir kadının pop müziğin tam ortasında yer alamaması çok doğal. (Sıkı Radikal okuyucuları bu cümleyi argümanı tanıyacaklardır. Ama sakin olun, o argümanın aslı LA Times’daki bir müzik otoritesine ait.) Bu haline rağmen Madonna öyle bir şarkı yapmış ki, çok net ‘yemeyin, yanında yatın’. Ki şarkının sözlerinde bu önerme azıcık var. Bu şarkıyı mutlaka İlahi İşaret’te bahsettiğim Mısırlı dostuma adadığımı söylememe gerek yok. Siz de hayatınızdaki masterpiece’lere korkmadan söyleyebilirsiniz. Hafiften ağlamayı ihmal etmeyin.

The Ting Tings’den Hang it Up, ama Inertia Remix

İlk albümleriyle hepimizi kendimizden geçiren bu haşarı ikili yepyeni bir albüm yaptı, ve onların albümü de beklentileri pek karşılamadı. Ben hayatımda ilk defa bir albümün delux edition’ını aldığıma sevindim, zira Hang it Up’ın ve Guggenheim’ın harika remixlerini bu sayede dinleme şansına eriştim. Bu yazıda bahsettiğim Intertia Mix ise hepsinden farklı. Bu şarkıyı mutlaka ikinci veya üçüncü date sonrası o yakışıklıyı ateşle yatağa atarken dinleyin. Diyeceksiniz tam deli gibi öpüşür ve gömlekleri yırtarcasına üzerimizden çıkarırken nasıl olacak bu? Cevap vereyim: Öncelikle date’e gömlekle gittiğiniz için sizi tebrik ediyorum. Olması gereken bu. Sonra sadede geleyim. Ayarlayacaksınız bir şekilde, size transandantal bir deneyim vadediyorum, lame olmadan bunu nasıl kotarabileceğinizi siz bileceksiniz artık. Siz o haldeyken şarkı çalmaya başlasın, bana teşekkür edeceksiniz. Hele kafanız azıcık güzelse, ne bu şarkı, ne date, ne de bu ateşli seks bitsin isteyeceksiniz. Enjoy!

Candan Erçetin’den Ali

Tamam, bu albüm Temmuz 2011’de çıkmış olabilir ama benim için yeni bir albüm. Geçen yaz ülkeye dönmedim, onun yerine deli gibi bir dil kursuna gittim. Kaçırmışım. Bu nedenle Candan Erçetin’in köküne kadar oryantalist albümünü yeni dinleyebildim. Albümde pek çok şarkıyı beğensem de Ali’nin yeri bambaşka. Koşarak Türkiye’ye gelip Ali adında yağız bir delikanlıya aşık olasım var bu şarkı nedeniyle. Ah ah, şu geldiğimde Boğaz kenarında dalyan boylu, inci dişli bir Ali ile tanışsam, şarkıdaki gibi aşık olsam, ne güzel olur. Siz de bu güzel İstanbul günlerinde böyle bir aşk yaşıyorsanız veya buna yaklaştığınızı hissediyorsanız bu şarkıyı kaçırmayın Sevgili Okuyucular. Ali diye sayıklarken bana ve Candan’cığıma siz de katılın.

Artık hazırsınız. Gidin, aşık olun. Hadi bakalım.

Bir şey değil Madonna…

11 Kas

İkonlarımızdan Madonna bizlere teşekkür etmiş.

Kendisine ‘bir şey değil’ diyor, başarılarının devamını diliyoruz.

Bir Post-Coming Out Şarkısı olarak Rengarenk

12 Haz

Canımız cananımız Sertab yeni albümünü çıkardı. Albüme adını veren şarkının müziğini Slumdog Millionaire’den, sözlerini de bir diğer canımız ciğerimiz Nil Karaibrahimgil’den almış. Şarkıyı güzelce düzenlemişler, Sertab da hakkını vererek okumuş. Kendisini şu adresten dinleyebilirsiniz. –Yazıyı yazdıktan sonra şarkıyı araştırırken gördüm ki, bunu düşünen bir ben değilmişim! Harika! –

Şimdi, bir aşk şarkısı olarak görünen bu şarkının adından dolayı ben hafiften kıllandıydım. Hayatımızda Sertab’ın yeni albümü dışında rengarenk olan ne var dostlar? Evet, “Bayrağımız!” diye haykırdığınızı duyar gibiyim.

Genelde yurtdışında daha yaygın olan sevgili bayrağımız, bağlantıdaki nedenlerden dolayı, rengarenktir. Cıvıl cıvıldır. Çok güzeldir. Sertab’ın şarkısını da biraz zorlayarak paralel bir okuma ışığına tuttuğumuzda, bakın, ne görüyoruz:

eskiden bambaşkaydım / herkes tamdı ben yarım

Out değildim, sinirliydim, nedensiz gıcıklıklarım vardı ve tabi anlaşılmaz hareketlerim. Herkes normaldi ve ben ısrarla farklı olduğumu kanıtlamak için ne yapacağımı şaşırırdım.

boşluklar hep dolar ya /yalnızdı benim yanım

Hep gerçek aşktan bahsedilirdi, ancak bir türlü bunu yaşayamazdım. Elbet bir şeyler yaşardım, ama ne objektif olarak değerlendirebilirdim bunu, ne de tadını çıkarabilirdim.

bir gün aşka rastladım / sildim yeni başladım

Bir gün dayanamayıp out oldum, geçmişimi sildim, out olduklarıma sildirdim, hayata yeniden başladım.

bir omuzum oldu sonunda / ha hayyy başımı yasladım

Hem artık ağladığımda gerçek nedenini söyleyebildim, hem de out olduktan sonra gerçek dostlarımı tanıdım. Gerçek dostlar yine yeni yeniden omuz oldular, ben de “hay hay” deyip başımı yasladım.

gözüm kara, kalmadı yara / oldum renga rengarenk

Çok cesaret gerektirdi, ama oldum işte bir keresinde out. Dedim ki, bu böyle, herkes bilsin öğrensin. O an içimdeki pek çok yara bir anda nasıl kapandı, anlatamam. Kaldırdım kafamı, tepemde rengarenk bayrağımız dalgalanıyordu. Daha bir güvende hissettim kendimi.

bazen her şey sararıp solar / biz hep renga rengarenk

Hayat toz pembe değil, sadece rengarenk. Kötü şeyler olmayacak diye bir kaide yok, ama sonunda öyle bir rengarenk oldum ki, o kadar aştım ki kimi şeyleri, renkleri farklı görür oldum. Aşırı kırılganlığım geçti, sürekli üzgün olma halim geçti, oluverdim rengarenk.

ben suysam o ateş / ruhu var ruhuma eş

Evet G’yim ve out olduktan sonra gördüm ki yalnız değilim. Birbirini yok etme pahasına çarpıştıklarım oldu, ama sonunda yine de gördüm ki, hepimiz aynı güzellikteyiz, hepimiz aynı yaşam gailesinde.

griler hep düşmanım/ kırmızılar bana kardeş

Yerini belli etmeyenleri de şöyle bir ittim hayatımdan. Tuvalet aynasına bakan sendrom sahipleri oldu bu griler ya da bir onu bir bunu söyleyenler… Hepsinin üzerini çizip kırmızıları, en ateşlileri, en tutkuluları aldım kattım yanıma. Diğerleri nerede kaldı, bilemiyorum, ama gri oldukları sürece görmedim, göremedim onları.

dilimde o nağmeler / seviyorum demeler

saçlarım hep boynunda / ha hayyy ne güzel kareler

Eh, aşkı da buldum hepsinin üzerine. Out olmanın böyle güzel bir hikayesi oldu, Nil yazdı, Sertab söyledi, ben de bunu masala dönüştüreyim dedim.

Her hikayenin böyle güzel gitmeyeceğini biliyorum. Benim şahsi out olma hikayem de böyle harika gitmedi. Ama daha önce dediğim gibi, out olma, hep iyi bir şeydi. Önünde sonunda iyi oldu yani sonuç. Dünya tüm renklerini bana verdi, ben de onun üzerine serptim.

Yani o kadar naif değilim, sadece umutluyum. Aklınızda bulunsun.

Neden Hande Yener?

14 May

Hande Yener Türkiye’de günümüz sanat ortamının en “g-friendly” sanatçılarından birisidir. Açıkça ve yüreklilikle eşcinsellerin yanında duran Hande, bunu sadece lafta bırakmaz. Gerektiğinde bizimle yürür, gerektiğinde projelerimizde yer alır. Bunun ekonomik kaygılarla atılmamış bir adım olduğunu bizlere her seferinde hissettirir. Hande, gerçekten yanımızdadır.

Biz de kendisini çok severiz. Tamam, kendisini daha Madonna mertebesine yükseltmedik; ama Hande Yener denince eşcinseller arasında şöyle bir kendine çeki düzen verme, hemen ceketlerin önünü iliştirip, elleri öne kavuşturma yaşanır.

Yo, takılıyorum, yaşanmaz, ama biz de severiz Hande’yi.

Peki neden? Sadece bizleri sevdiği için mi? Hayır. Kendisi g’lerin dikkatini ve takdirini toplama konusunda oldukça başarılı bir yolda ilerlemektedir. Nasıl mı? Buyrun:

Hande Yener Müzikal gibidir…

Müzikal kelimesini burada “çok katmanlı, çalışılmış, didinilmiş” olarak kullanıyorum. Hande’nin imajı çalışılmış, işlenmiş bir imajdır. Hande Yener asla sadece şarkıları değildir. Bu konunun bir de imaj yanı vardır, müziğinin duruşu vardır, klipleri, saçları, tarzı, olaylara yaklaşımı– kendisini incele incele, bitmez. Bu, hele pop müzikte, çok az sanatçıya nasip olan bir durumdur. Kendisinin bu zenginliği bizim ilgimizi çeker, kendisini takdir etmemiz için uğraşmamız gerekir. Biz de severiz bunu. Bize göre hiçbir şey tek katmana sahip olmamalıdır. Hande Yener de bize istediğimiz tüm katmanları, ayrıntıları sunar.

Hande Müziğinin üzerinde düşünür…

Hande Yener’in son zamanlarda hiç de rastgele bir müzik yapmadığınıdüşünüyorum. “Ben popa dönmedim, o bana döndü” lafında bir haklılık payı yok değil. Hande sadece saçını, klibini,makyajını düşünmez, derince şöyle bir müziğini düşünür, değişir, değiştirir. Her yeni şarkısını duyduğumuzda hemen kapmıyoruz artık, bir durup sindiriyoruz önce. Sindirdikten sonra da her yerde, ama her yerde arka arkaya çalıyoruz. Bakınız: Bu yaz. (Evet, bugüne ve geleceğe referans verdim)

Hande ve Romeo…

Hande’nin bizim için en önemli özelliklerinden birisi “Romeo” isimli şarkıyı söylemiş olmasıdır. Planetromeo.com sitesinin g’lerin hayatındaki yeri apaçık ortadadır. Eh, Hande ufaktan bizim marşımızı icra etmiştir diyebilir miyiz? Bence deriz de, siz farklı düşünüyorsanız sizi yorumlar’a davet ediyorum Sevgili Okuyucular.

Bir de son albüm mevzusu var…

Hande’yi bu yazdığım şeylerden dolayı sevmiyorsanız da, lütfen, son albümü nedeniyle seviniz. Yasak Aşk, Bodrum ve Sopa ile başlayan yaz dönemi müziği domine etme eğilimi hızla devam edecek. Bu güzel şarkılarla hepimiz o kadar eğleneceğiz ki. Sırf bu nedenle bile, 2010 yazının hatrına, Hande Yener sevilir.

Sonuç olarak Hande Yener’i neden seviyoruz, eh ufak bir özete göre şu yukarıdaki şeylerden dolayı seviyoruz. O da bizi seviyor, mutlu mesut geçinip gidiyoruz. Esasında, bence kendisi cesaretiyle, bize verdiği tüm bu güzelliklerle tarih yazıyor, biz de güzelce bunu not düşüyoruz. Aklınızda bulunsun.