Tag Archives: ilişki

“Hetero” Gibi Yapmak…

4 Tem

Yazın gelmesiyle birlikte hayatımızda pek çok şey gerçekleşmiş durumda Sevgili Okuyucular. Bunları diğer yazılarımda da belirttim. Bu yazıdaki konumuz yazın getirdiği diğer o garip anların en can sıkıcısı: “Hetero gibi yapma”nın dibine vurduğumuz günler, geceler, haftalar ve belki aylar. Evet, o korkunç zamanlardan bahsediyorum.

Ailelerinden ayrı yaşayanların aile arasına karışınca sıkça yaşadığı dönemler bunlar. Tüm seneyi rahat rahat “G dostu” yerlerde geçir geçir, sonra bunlara maruz kal! Nedir peki bu maruz kalınan kötü anlar?  İşten izin alınca ailemize şöyle bir uğruyorsak, deniz kenarındaki yazlıkta ikamet eden ailemizi haftasonu kaçamağı çerçevesinde ziyaret ediyorsak, okul tatilinde onlar yaşadığımız şehre geliyorsa ya da biz kös kös babaocağının yolunu tutuyorsak o aşırı rahatsız edici ortamlara bu ortamları çok iyi tanıyoruz. Sadece kendi ailemiz değil, arkadaşlarımızın ailelerine de büyük bir oyun oynuyoruz. Ah bu bitmek tükenmek bilmeyen performans!(ki bunun en güzel karikatürünü bu sene Ferzan Özpetek “Serseri Mayınlar”da biraz abartılı olsa da çizmişti.) Bir de düğünler var, her aile büyüğünün evlenmeniz konusunda şakayla karışık görüş beyan ettiği, kimilerinin işi abartıp size kız baktığı o gergin eğlentiler. Bunlara ek mezuniyet baloları var ki, o apayrı bir fenomen, onu ayrı bir yazıda inceleyeceğiz. İşte tüm bu zamanlarda ailemize söylediğimiz yalanlara yenilerini ekliyoruz, yapmacık tavırlarla eski okul arkadaşlarımızla kız kesmek zorunda kalıyoruz veya ailemizin sırtımıza vurup düğünde o çirkin kızı dansa kaldırmamız ısrarlarını görmezden geliyoruz. Evet, “out” olmak harika bir şey, bunu her seferinde destekliyorum, ama kimi insanlara “out” olamıyorsanız veya sadece olmamayı tercih ediyorsanız, bu rahatsız edici ortamlara da uyum göstermek zorunda kalıyorsunuz.

Ortak acı çektiğimiz alanları tanımladım, şimdi tavsiyelere geçiyorum. Bu zor durumlar için size bir iki öneri getireceğim şimdi.

İlk çaba konuşmayla alakalı. Konuşmanızdaki tüm “feminen dokunuşları” yok edin bakalım. “Ay, falans, aaaaaabiiiiii”ler yok. Kelimeleri uzatmak yok, laf düşünürken “hımmm” lar yok. Kibarlığın hiç alemi yok, maçoluğun dibine vurmak için kahkahaları da kısmak gerek. Çok sert kurun cümleleri, futboldan bahsedin, “bu sene X moda değil” cümlesi ve benzerlerini konuşmalarınızdan kati suretle çıkartın. Başaracaksınız.

Gelelim vücut diline. İnsanların elini sıkın, güçlü sıkın, gerekirse öpüşmek için kafanızı öne eğin fakat o ucuz traş kolonyası sizi büyülerken komşunuzun oğlunu “muckk” diye öpmeyin, mesafeli davranın. Bacak bacak üstüne atmak yok, ayırın o bacakları, çok büyük benimki desin bacaklarınızın pozisyonu.

Eğlenirken çok dikkatli olun. Hande Yener’i ne kadar sevdiğiniz size kalsın, içinizden gelen dans figürlerini “Love”a, “Piyasa”ya falan saklayın. O çirkin kızla dans etmek zorunda değilsiniz ama ölçülü oynayın, Ege Bölgesi’ndeki düğünlerde Zeybek oynayanlara öyle hayran hayran bakmayın. Horona, halaya girin ama, kolektif danstan zarar gelmez.

Eğer sevgiliniz varsa cep telefonunuzu ya oldukça kişisel bir hale getirin veya sevgilinizin adını değiştirin. Arada falso vermekten korkuyorsanız, ondan “bir arkadaş” diye bahsederken kendinizi ele vermekten çekiniyorsanız o yokmuş gibi davranın, hiçbir örneğini vermeyin.

Ayrıca restoranın kapısından giren o yakışıklı çocuğa buseferlikbakmayıverin, kendi şehrinizde yaşarken baktıklarınıza sayın. Plajda iyi bir güneş gözlüğü edinmeden hayatta adam kesmeyin, o su damlaları o kaslı kollardan bırakın süzülsün, çaktırmayın, önünüze bakın. Dünya Kupası izlerken çok dikkatli olun. Özellikle Hollanda ve Almanya’nın yakışıklıları karşısında kendinizi kaybetmeyin.

Ya da, benim naçizane önerimdir, bunları kafaya takmayın, kim ne derse desin onu hiç takmayın, istediğiniz gibi konuşun, istediğiniz gibi eğlenin, açık edin veya etmeyin fark etmez.  İyi biri insansanız,  “hayırlı bir evlatsanız” aileniz bu farklılığınızı diğer farklılıklarınız gibi görmezden gelecektir. Bir müjde: Kimileri gerçekten fark etmiyor bile! Görmezden gelirlerse, tepki verirlerse, ağzınızı ararlarsa bu sefer onların ağızlarının payını, o da isterseniz, verirsiniz. Potansiyelinizi konuşturun, siz doğuştan manipülasyon uzmanısınız.

Yok, ben mahkumum ailemin yanında kendimi kasmaya diyorsanız, bu “rolün” tadını çıkarın. Azıcık maço olmaktan kimsenin G’liğine zarar gelmez. Kim bilir, belki bu roldeyken siz, birilerinin radarına girer, kendinizi ona aşık bile edebilirsiniz. Her şeyden bir hayır doğabilir. Aklınızda bulunsun.

Reklamlar

G Style Relationships – 1

8 May

Eş-yazarı olduğum İlişki Hukuku adlı kitabımdan alıntıdır.

Madem G’sin, her şeyi aştın da geldin buraya, eski moda ilişki kuralları ile bir ilişki sürdürmemen gerekiyor. Bir kere hemcins durumu var. Yani kandıramazsın karşındaki, yemez! Yok barda gördüğüm diğer çocuğa hakkaten bakmadımcılık burada sökmez. Zekisin dedik, işini bilirsin dedik, yeni bir format yaratmanın gerekliliği açık.

Burada bu yeni ilişki methodlarından open gay commitment’ı işleyeceğiz. Open gay commitment (OGC), iki erkeğin baştan bunu öngörmesi tezi üzerine kurulmuş sorunsuz yürüme garantisi olan bir ilişki şeklidir. Hayatın getireceklerinin bilinmezliğinin tartılmasına dayanan bu ilişki modelinde tarafların karşılaşabileceği tek sorun gelecek güvencesinden yoksunluktur. Ancak unutulmaması gereken, zaten rasyonel dünyada ilişkideki diğer kişi üzerinden gelecek güvencesi sağlanamayacağı gerçeğidir.

Modellemenin karmaşıklğı sebebi ile bir örnek üzerinden konuyu aydınlatmayı uygun görüyorum. G kişisinin G kişisi ile bir ilişkisi olduğunu varsayalım.(Çeşitli görüşmelerin ilişkiye dönüşmesi için bknz: p. 785) Bu 2 G’nin olduğu ilişkide 24 kişi olduğunu göz önünde bulundurun. 24 kişi sürekli evde film izleyip, beraber park yürüyüşleri yapıp, sinemaya gidip arkadaşları ile içemezler. Beraber ilişkileri yokmuş rahatlarında takılmalılar ama bunu beraber yaptıkları için bir yandan da commited oluyorlar. Öyle ki bu 2G bir gece dışarı çıktı. İçkiler, sohbetler ve dans var. Etrafta tabii ki de diğer G’ler hemen farkedildi. Üzerine konuşulmaması ne kadar garip olur. Sürekli beğenmemek de olmaz. Biri 3. kişi G için yakışıklı dedi. İşte işlerin kızıştığı an! Özünde bir cat fight! Diğeri hadi konuşsana demeli ya da daha da ileri gidip kendi konuşmalı. Şimdi G’miz bir 3.cü kişi G ile konuşuyor. Diğerinin ne yaptığını onun G’liğine bırakıyoruz. Bu konuşan o an şunu tartmalı. Konuşuyorum da geceye bu 3. kişi ile de devam edebilirim. Bu durumda ilişkimi kaybedebilirim ya da kaybetmeye de bilirim.

Bu oyunu burada bırakıp ilişkimin yanına dönüp bunu bir geyiğe dönüştürüp ilişkimi mi kuvvetlendireceğim, yoksa…

Aslında bu seçimler daima yapılıyor ama burada bunların tartıldığı gerçeğinin açıklığı söz konusu. İşte bu ilişkide de open olan bu. Açıklık! G’miz bir gece başka arkadaşları ile çıktı. Bir 3. kişi ile flörtleşiyor. Devam mı tamam mı? Söyleyecek mi söylemeyecek mi? Vazgeçmeyi göze alabilir mi alamaz mı? Bunlar hesaplanacak! Hesaplanırken de ilişkide olduğu G’sini tartacak. Ben söylmezsem o da söylemiyordur bunu kaldırabilecek miyim?/Söylersem ilişkimizin bu yeni halini kaldırabilecek miyim?/ İyi de sırf benim söylemem ona da dürüst olma yükümlülüğü yüklemez gibi düşünceleri süzgeçinden geçirecek. Tek başına 10 kişi olduğundan 1 dk içinde durum muhakemesini tamamlayıp aslında en doğru sonuca ulaşması mümkün.

Görüldüğü üzere OGC, kuralların o 2G için, ilişki içinde geliştiği ve kendilerine uygun dinamiğin yarattığı doğal sınırlarla şekillenmiş tailored bir ilişki modellemesi ve bu kadar kendi üstlerine göre dikildiği için dar ya da geniş gelme ihtimali yok. Kanaatimce, her ilişkinin bir ömrü olduğunu da hesaba katarak, OGC var olan süreyi en iyi şekilde değerlendirme yollarından biri.

G’lerde “Datum” konsepti

3 May

” Datum ne ki? “ dediğinizi duyar gibiyim.

Şu cümlelerden birini ya da birkaçını ya kullandınız ya da duydunuz: “Bu akşam date’im var”, “Date’im var, ben gelemem”, “Çok sıkıcı bir date geçirdim”, “Date’in nasıldı?”. Neden bahsettiğimi tabii ki anladınız. Türkçe’de randevulaşma ya da buluşma diye tdk karşılığını verebileceğimiz, etkinlikten bahsediyorum. Peki gerçekten her date bir date midir? Date etkinliğinin zaman içerisinde G kültürümüz içerisinde yoğurulmasıyla, niyetin belli olmasıyla, aynı şablonlar üzerinden gelişen, önceden belli mekanlar, önceden belli siparişler, önceden belli konu başlıklarını rutine sokmamızla, aslında bir date ciddiyeti ve heyecanını kaybetmesiyle bambaşka bir tanım aldığının farkında olmayabilirsiniz. Her şey normal. Çünkü artık buna “datum” deniyor.

Datum kelimesinin çeşitli dillerde karşılıkları mevcut. Bu kelimenin seçilmiş olma sebebi ise, İngilizce’deki “date” kelimesine olan benzerliği. Datum, esasen latince bir kelime ve veriler manasına gelen ve hepimizin aşina olduğu “data” kelimesinin tekili. Bir date kadar hayatımızı etkileyecek derecede önemli olmaması, duygusal ciddiyetten uzak ve halvetleşme amacıyla profil sitelerinden düşürülen kişileri kapsaması sebebiyle küçültme anlamını taşıyarak, bu etkinlik tekilleşiyor. Zaten bir “Datum” her ne kadar birden fazla kişiyle gerçekleşiyor olsa da, tekil bir aktivite. Tek kişinin ihtiyaçları, tek kişinin beklentileri, tek kişinin izlenimleri önemli. Eğer datum konseptine yabancıysanız, artık olmayacaksınız. Çünkü bu konsepti belirleyen önemli maddeleri öğrenmek üzeresiniz.

Datum mekanı: Unutmayın. Bencil olmanız gerekiyor. Kontrol sizde olmalı. Mümkün olduğunca evinizde gibi hissetmeniz gerekiyor. Özellikle eğer datum yaptığınız kişiyi daha sonra evinize davet edecekseniz bu önemli. Bir datum mekanı belirleyin. Menüsünü iyi bildiğiniz, kolay ulaşabileceğiniz bir mekan olmasına dikkat edin.  Her ne kadar datumlar o kadar da önemli olmasa da, kendinizi de şımartmanız gerektiğini unutmayın. Hoşlandığınız, rahat edebileceğiniz bir mekan seçin. Unutmayın, eğer datum, sizin mekanınızda gerçekleşiyorsa, hem kendinizin, hem de karşınızdakinin siparişini mutlaka siz vermelisiniz.

Datum sessizliği: Mutlaka yaşayacaksınız. Sakin olun. Ters giden hiçbir şey yok. Bilin ki, karşınızdakinin tanımak istediğiniz alanı oldukça kısıtlı. Her şey hakkında konuşmak zorunda değilsiniz. Bir an sessizlik olacak. Kahvenizden ya da içkinizden yudumlar alarak, etrafa bakınarak bu sessizliği geçirmeyi tercih edebilirsiniz. Fakat gergin bir ortama mahal vermeden, bu sessizliğin bozulması gerekiyor. Karşınızdakinin bu sessizliği bozmasını beklemek de bir tercih olabilir. Sonuçta, sessizliği bozmam gerekiyor diye kendinizi üzemezsiniz. Bu sizin datum’unuz.

Datum’dan kaçış: Datum’dan kaçış önceden belirli olabileceği gibi, sonradan da ayarlanabilir. Her datum istediğiniz gibi gidecek değil. Her an bir “datum fail” ile karşılaşabilirsiniz. Eğer baştan ümitsizseniz, datum’unuzu başka bir programınızdan önceye denk getirebilirsiniz ya da karşınızdakine o izlenimi verebilirsiniz (“7’de tiyatroya gidicem”, “8’de proje yazmamız lazım” gibi.) Eğer daha önce böyle bir hazırlık yapmadıysanız, hemen ilk fırsatta yakın bir arkadaşınıza mesaj atarak, sizi aramasını söyleyin. O da halden anlayan biriyse, zaten sizi arayıp, çok depresif ve morali bozuk olduğunu söyleyecek ve sizin onu iyi hissettirmek için hemen yanınıza gitmeniz gerekecektir. Zaten çok da önemli değil, tüm bunları yapmamış ve yapamayacak konumdaysanız da her an kalkıp gidebilirsiniz. Bir şey söylemenize de gerek yok.

Datum’un halvetleşmeye ermesi: “Eve gidelim mi?” demeniz yeterli. Zaten karşınızdakinin o kıvama gelmiş olması gerekiyor. Eğer gelmemişse, zaten bir önceki madde olan datum’dan kaçış maddesine geçmenizi öneriyorum. Evde çok fazla vakit geçirmenize gerek yok. Hemen halvetleşme kısmına geçebilirsiniz. Bundan sonra da şu tarz cümleler kurmanız, bir datum’a yakışacaktır. “Sana bir taksi çağırayım mı?”, “Ben yanımda biri varken uyuyamıyorum”, “Birazdan arkadaşım gelecek bende kalmaya, o yüzden sen git”. Zaten karşınızdaki de datum konseptini yalayıp yutmuş bir bireyse, kendi kaçış cümlelerini sergileyecektir. Sonuçta sizin eviniz bir otel değil.

Son olarak. Unutmayın ki, her buluşmanız bir datum değil. Mümkün olduğunca, önem vereceğiniz ve heyecan duyacağınız buluşmalar yaşamaya çalışın. Fakat datum’la yaşamayı da öğrenmeniz lazım.