Tag Archives: gay pride

Leyla Teras, Love’a Karşı: Bir Cumartesi Gecesi Hikayesi

25 Haz

Araştırmaydı, aile ziyaretleriydi derken bir Türkiye gezimin daha neredeyse sonuna gelmiş bulunuyorum. Siyasal kaygılarımın yavaş yavaş azalmasıyla (aslında daha çok üzüntüye dönüşmesiyle) kendimi İstanbul gece hayatına verdim. Uzun zamandır buralarda olmadığım için pek çok farklılık gözüme çarptı, mekanlar arasında gider gelirken İstanbul Gay Cemaatinin nasıl da değiştiğini gözlemledim. Değişmeyen şeyler kalabalık, sıkıntı, acele, anlık durumlardan felaketlerin veya harika anların doğması. Yoksa değişen çok şey var, ama esas konumuz bu değil. Esas konumuz Leyla Teras ve Love ekseninde iyiden iyiye bölünmüş gay cemaati.

Bu Cumartesi kendimi iki arkadaşımla Taksim’e attığımda bana önerilen ilk yer Leyla Teras oldu. Malum Pride Haftası başladı, Leyla’da parti var dediler. Gittik. Bize katılacak bir diğer cemaat üyesi arkadaşıma ‘Ben ortama bakayım, seni ararım,’ dedim, iyi ki öyle demişim. Zira Leyla Teras onun Kiki’den çıkıp geleceği bir ortam vadetmiyordu. Farklı bir anlayışa hitap ediyordu. Ama bence ortam harikaydı.

Leyla Teras’ta biraz savruk ama kendi içinde tutarlı bir müzik yelpazesi vardı. Arada Kardeş Türküler’den roman havası çalıyor, sonrasında Sürünüyorum patlıyor, bir anda kendinizi Born This Way ile dans ederken bulabiliyordunuz. Şarkıdan bağımsız bir şekilde herkes sıcağa, dumana, kalabalığa rağmen çok eğleniyordu. Tuvaletler mide bulandırıcı seviyede kirliydi, ama kimsenin bunu dert eder bir hali yoktu. Bir ara gözüm roman havasında oynayan o sakallı çocuğa takıldı, 9-8lik ritme ayak uydurmaya çalışan Hipster Erasmusların yanında hiç de alakasız durmuyordu. Leyla Teras’ın olayı bu eklektik durumun esas olmasıydı ve gerçekten çok eğlendim. Yanımdaki arkadaşlardan birine itiraf ettiğim gibi, Amerika’ya dönünce uzun süre dışarı çıkamayacağımı düşünüyorum. Leyla’nın sıcaklığını içime çekip dışarı çıktım çünkü diğer arkadaşım Kiki’den çıkıp Tekyön’e gideceğini söylemişti, onunla da eğlenmeyi kaçıramazdım. Yanımdakileri hızlıca öpüp Cihangir’e geçtim. Kalbim Leyla Teras ve rahat topluluğunda kaldı.

Ama ne oldu, Tekyön yanımızdaki kız arkadaşımız nedeniyle biz üç harika cemaat üyesini almadı, kalbimizi hafiften kırdı. Biz de soluğu Love’da aldık.

Şimdi Love eskisinden kesinlikle daha iyi ve bunun tek nedeni elbette havalandırmasının iki sene içerisinde oldukça gelişmiş olması. Yoksa değişen başka bir şey yok. Ancak turist sayısının bolluğu beni kendi amaçlarım nedeniyle azıcık üzdü. Ben eski dostlara bakmaya gelmiştim. Birkaçını da gördüm hatta. Neyse. Müzik yelpazesi genişti, ama müziğin çok sakil duran bir yanı vardı: Yarım saat techno, yarım saat Türkçe Pop, yarım saat Yabancı Pop şeklinde ilerleyen müzik insana gereksiz mood swingler yaşatıyordu. Hadi onu geçtim, Love’ın esas sorunu o güzelim club’ın neredeyse sadece bir kişi tarafından işgal edilmiş oluşuydu. Kirli sakallı, dar tshirtlü, kaslı (Bu arada azıcık geç oldu ama sonunda gym’i keşfettiniz. Tebrikler canlarım.), orta boylu insanlardan o kadar çok vardı ki, insanları birbirinden ayırt etmem aşırı zor oldu. Ayrıca tüm bu insanların suratlarında aynı içi boş, ‘cool’ ifadenin yer almış olması kötü ışıklandırılmış ortamda kişileri ayırt etmemde bana hiç yardımcı olmadı. Ben de ‘Neyse, en azından arkadaşlarım yanımda’ diyerek, yanımıza gelip saçma saçma bizimle dans etmeye çalışan ‘The Customer’ı görmezden gelerek mümkün olduğunda güzel noktaladım geceyi.

Geçen Cumartesi yaşadığım bu güzel geceden ortaya çıkan sonuç ise cemaatin iyice ikiye bölünmüş oluşu. Bir yanda gayet rahat, gayet kozmopolit, gayet çeşitli bir grup var, hiçbir şeye aldırmadan çok eğleniyor. Öbür tarafta tek tip insandan bir sürü var, hayatın tadını pek de çıkaramıyorlar. Yine de aralarındaki ortak bir özellik var, o da diğer insanlardan uzaklıkları. Zira birisi eski bir hanın terasında, diğeri de bir apartmanın bodrum katında.

Reklamlar

G Seyahat Rehberi vol.2: London in a Nutshell

19 Nis

Mayor of London olduğum dönemde Institute of Advanced Legal Studies Kütüphanesi’ne bağışladığım “Promiscuous Kebab” adlı tek nüsha kitabımdan alıntıdır.

Londraaa ya da zorlarsak London Baby.

London is gay arkadaşlar. Önce bunu bi hazmedelim. Sokağa çıkıp merkeze iniyorsunuz, sokakta karşınıza çıkan insanların çoğu G. Zaten G  quartier Soho tam merkezde yer alıyor. Onun dışında bir kaç G merkezi diyebileceğimiz alanlar olsa da G’ler heryerde. Öyle ki London Pride, G polislerimiz, ardından G kara kuvvetleri, akabinde G havacılarımız, ardından G deniz kuvvetlerimiz ve şimdi drag queen’ler gibi bi sıra ile ilerlemekte. Özetle Londra bi G’ye ihtiyacı olan her şeyden fazlasını vermekte, no worries. Londra’ya Mart ortasından Eylül sonuna kadar gitmek lazım. Abartmıyorlar havası çok kasvetli.

Parklar

Londra dediğimiz zaman kimileri “ah oranın parkları bizde olsa” diye hemen yakınır. Çok haklılar. Hyde Park‘ta tehlikeli cruising akşamlarına, Regents Park‘ta Grindr buluşmalarına ev sahipliği yapar Londra parkları. Ama o Soho Gardens yok mu! İşte keşke Türkiye’de olsa diye aradığınız tam olarak bu.  Havaların güzeleşmesi ile birlikte o küçücük Soho Gardens’i düzünelerce G doldurur. Herkes en mevsimlik kıyafeti, güneş gözlükleri, albenici bakışları ile sadece birbirini süzer. Çekingen olmayın. Sohbetin, parkın tadını çıkarın.

Yemek

Gündüz parkta takıldınız, arada bi pub’da Jug of Pimm’s içtiniz. Şimdi bir yerde kanınızı doyurmak gerekiyor. Soho restaurant kaynıyor. Dünya mutfağından birbirinden lezzetli seçeneler sizin için Wardour Street‘e dizilmiş. 5 dakika için İtaylan aşçısı fantezisi kurmak istiyorsanız Princi‘ye gidip tatılar ve tatlılıkların tadını çıkarabilir, unutulmaz bir Thai yemeği için hemen karşısındaki Busaba‘da kalamarı yeniden keşvedebilir, Crepeaffaire‘de Harry Potter’dan Malfoy’la karşılaşabilir, Old Compton Street’te Ed’s Diner‘a girip bir anda ülke değiştirip butterscotch milkshake ve cheddar’lı patates ile lezzet şöleni yaşayabilir, date’inizle sofistike sohbetler yapmak istiyorsanız Balans‘ta deniz ürünlerinin tadına varıp içten içe burada konsept restaurant açmak lazım diye düşünebilirsiniz. Hala anlaşılmadıysa açıkça belirteyim, tüm bu mekanlarda ve neighbourhood’da yer alan bilumum restaurant, bar, cafe ve club G’lerin kontrolü altında, just enjoy!

Gece kendinizi yemekle avutmak istiyorsanız, çıktığınız tüm clubların civarında eve sosissiz dönmenize gölnü el vermeyen Türk göçmenlerimiz yardımınıza yetişiyor. Ayrıca Old Compton‘da yer alan Balans Cafe’lerden biri sabaha kadar açık bi şekilde gece hayatının iddialıları ile dolu.

Gece Hayatı

Londra’da gece hayatı erken başlıyor sevgili G’ler. 2’den önce club’a gidilmez gibi kıta avrupası yazılı hukukuna dair İstanbul alışkanlıklarınızı önce bi unutun. Ayrıca anglo-sakson bir diyardayız. Öyle kolay kolay ucundan olduğunuzdan dahi iyi görünme imkanınız yok. Adamlar yaşadığımız dünyanın kitabını yazmış; göstermelik tavırlarınızın, elinizdeki mojito’nun hiç bir değeri yok. Vücüdunuz iyi değilse değildir, barışın kendinizle. Anlattıklarınızla ilginç olmaya çalışmayın kendiniz zaten yeterince ilginçsiniz. Utangaçlığa hiç yer yok. Etraftaki ingilizler ingilizcenizin ne kadar dandik olduğunu anlayacak diye korkmayın; etrafınızda sandığınız kadar çok ingiliz yok, varsa da karşılaştıkları ilk yabancı siz değilsiniz. Terbiye amaçlı bu petit introduction ardından gelelim sadete.

Londra G gece hayatı ana olarak üç bölgeden oluşur. Soho, Shoreditch ve Vauxhall. Hafta içi nazaran sakin bi akşam geçirip biraz da sıradışı mekanlarda olmak istiyorsanız. Shoreditch, The George and Dragon tam size göre, aynı şekilde Soho’da yer alan China Town’da gizlenmiş Experimental Cocktail Club‘ı da görmeden dönmek istemezsiniz (Giriş için e-mail üzerinden rezervasyon yaptırmak gerekiyor). Ayrıca Angel ve Shoreditch area merkezden sıkıldığınızda her zaman size güzel sürprizler sunacağından bir google search’i haketmekte.

Soho’da gündüz takılırken bir sürü mekan görmüşsünüzdür. Sizi temin ederim bunların bi kısmı içine girer girmez çıkmak istyeceğiniz mekanlar. Bu sebeple gittiğiniz yeri bilmek çok önemli. Önce pre-club’lardan başlayalım. Londra’da pre-clublarda adam gibi vakit geçirmek istiyorsanız 9-9.30 arası orada olmanızı öneririm. Friendly Society semi-futuristic, semi hipster dekorasyonu, The Yard bahçe ve balkonu ile sizi çağırmaktayken KU Bar ise club öncesi tam bir antreman niteliğinde. Saat 11-11.30 oldu mu bulunduğumuz mekana hemen “burasının tadı kaçtı”  bakışı atıp, o gecenin esas mekanına ilerliyoruz. İlerlerken mekan çıkışlarından ya da sokaktan flyer veya bileklik almak gecenin ilerleyen mekanlarına vermeniz gereken giriş ücretlerinden kurtulmanızı sağlayacaktır. Bu ne cheap’lik demeyin, alın. Cuma akşamları herkes Popstarz‘da olur. Siz de orada olun. Cumartesi ve Pazar için ise mekan kesinlikle G-A-Y Late‘tir. G-A-Y Late’e geldiğinizde saat 12 olmuşsa sıra sizi üzer ama yılmayın. Kalabalık grupları alamayacaklar, arada yılanlar olacak, ayrıca sırada hep sohbet olur. Bekleyin. Tabi 12’den önce gitmek de bir seçenek olabilir. G-A-Y Late candır ama 3’te kapanır. Çıkışta G-A-Y Heaven‘a doğru giden bir kafile vardır onlara takılıp geceye orada devam edebilirsiniz. Ancak Heaven da 5’te kapandığı için size Late’in kötü son saatini bırakıp Heaven’a geçmenizi öneririm. Cumartesi akşamları Heaven’da sürpriz konserler olabiliyor. Bir kere sürpriz olarak Madonna bir kere de Kylie çıkmış bana Eurovision öncesi Blue denk gelmişti. Surpriz konser yoksa Countdown Party var demektir. Top 100’la dansın dibine vurmanız mümkün. Ayrıca Perşembe akşamı Heaven’da bi lifetime experience olarak adlandıra bileceğimiz pipi show düzenlenir. Perşembeleri 12’de orada olun. Saat 5’te Heaven’ı da kapadıktan sonra hala geceye devam etmek istiyorsanız işte o zaman  Vauxhall’un yolunu tutma zamanıdır. Vauxhall’a geldiğinizde kafanız elbette nereye girdiğinizi anlamayacak kadar güzeldir. Onun için özel bir mekan tavsiye etmek istemiyorum.

Gece hayatının popülerlerini bir kenara bırakacak olursak Londra’da fetiş partilerden kabarelere kadar bir sürü seçenek bulunmakta. Tavsiyem gitmeden önce mekanı internetten bi okumanız. Foursquare commentlerine bakmanız. Elbette sizin de fit ettiğiniz bir yer vardır.

Acil Halvet İhtiyacı

Ateş başınıza vurdu ama gün ortası ya da hiç club’a gidesiniz yok. Sorun değil, çok şükür Grindr‘ın anavatınındayız. Londra’da herkes ülkemizin aksine Grindr’ın nasıl kullanacağını çözmüş. Bir kaç chat sonrasında sürekli aynı cümlerin döndüğünü göreceksiniz. Fun? NSA fun now? Wanna suck it now? Nice smile, do u have a dick pic? tag cloud’dan sadece öne çıkanlar. Lütfen yüzünüzü gizlediğiniz fotoğraflar gönderip ülkemizin adını homophobic‘e çıkarmayın zaten almanların kendini güneyli sandığı bir dünyada yaşıyoruz.

Grindr tek seçeneğimiz değil. Saunalaaaar. Evet terli insanlarla aynı jakuzileri paylaştığınız yerlerden bahsediyorum. Sauna konseptinden bir haberseniz öyle kalın, bu paragrafı atlayın. Exibitionist döneminde olanlar ise özenle okusun. Keza Londra saunaları buhar odası orgy’leri, havuz flörtleri, dark room fantezileri, jakuzi yiyişleri, salıncaklı koridorları ile top noktada. Kısaca özetliyorum google’layıp bulursunuz. Chariots Shoreditch, pazar günleri öğlen 2 gibi gidilmeli.   Oldukça büyük bir facility, haliyle geniş yelpazede bir kitleye hitap ediyor. The Locker Room, Londra’nın en friendly saunası diyebilirim. Uzun uzun saatler takılabilirsiniz. Saunada ev rahatı arayanlar, gittiklerine pişman olmayacaktır. Haftasonu öğleden sonra gidilmeli. Pleasuredrome, sauna pazarının en posh mekanı. Ne kadar posh olabilirse işte.  Kitle de kendince seçici, bir çok fanteziye uygun temiz bir mekan. Her gün 4-5 civarı gidilebilinir. The SaunaBar, merkeze yakınlığı SaunaBar’ın en büyük avantajı, mekan biraz küçük olsa da kitlesi hiç fena değil.  Saat 4 gibi gidilmeli.  Sweatbox Soho, sauna işinin en iddialıları bunlar. Keza üst kat G spor salonu, spor salonuna üye olursanız saunadan da ücretsiz yararlanabiliyorsunuz. Keza soyunma odalarınız ortak. Salon’u da günlük kullanmak mümkün olduğundan önce kaslarınızı şişirip hemen ardında aşağıya inerek emeklerinizin karşılığını almanız mümkün.

Önce Sağlık

Hazır Londra’ya gitmişken bir de G sağlığınızı kontrol ettirmek istermisiniz. Hiç bir ücrete tabii olmadan adınızı bile vermeniz gerekmeden cinsel yollarla bulaşan tüm hastalıklar bakımından kontrol olabilirsiz. Ayrıca olmaz demeyin, burası Londra, bir anda kendinizi hiç tanımadığınız biri ile bir okulun tuvaletinde korunmadan sevişirken de bulabilirsiniz. Bu durumlarda hemen 56 Dean Street‘in yolunu tutuyorsunuz. Sizi asla yargılamayan doktorlarla açıkça konuşup, ülkemizde sunulmayan bir çok tedavi seçeneği ile aklınızı kurcalayan her neyse daha rahat bir şekilde hayatınıza devam edebilirsiniz.

G Social Life

Gayliğin 21.yy’da olduğu nadir şehirler birindeyiz. Tabii ki de G kürek takımı da var, G’ler için özel room mate arama etkinlikleri de. Aklınıza ne geliyorsa G versyonu siz istediğiniz sürece orada. Village Drinks diye bir oluşum söz konusu. Web siteleri online dating için çok elverişli olmasa da profesyonel hayatta yer alan bir çok G’yi etkinkliklerinde bir araya getiriyor. Aynı zamanda politikacıların, gazeticilerin konuşmacı olduğu bir sürü konferans da düzenlemekte.

Umarım Londra deneyiminiz oldukça tatmin edici geçer. Gözünüz ve kalbiniz hep açık olsun. Ve unutmayın Londra’da olan hakkikaten orada kalıyor. Keza eşi benzeri yok.

Pride Istanbul 2010

16 Haz

Evet, o güzel hafta geldi çattı: Pride Istanbul 2010 bu sene 18-27 Haziran tarihleri arasında İstanbul’un güzide mekanlarında düzenlenecek. Bir Gtrio yazarı olarak beğendiğim etkinliklerden bir kaçını sizlerle paylaşmak istedim. Hafta hakkında ayrıntılı tüm bilgileri bu adresten sağlayabilirsiniz.

Erkek Erkeğe Güvenli Seks : 19.06 / 15.30-17.30 /@Lambdaistanbul KM

Bir sürü tabu, bir sürü kulaktan dolma bilgi, bir sürü mit… Bu etkinlik hem konuyu insanın kafasında halletmesi, hem de etrafına (ya da bazen tam o sırada üzerindeki adama) doğrusuyla anlatması için önemli. Bilgisizliğiniz arada kafanızı kurcalıyorsa, katılmanızı şiddetle tavsiye ederim. Bu nedenle kendisini birinci sıraya aldım.

Proudly African and Transgender: 19.06’dan itibaren / @Cezayir Apartmanı

İnsan kendi coğrafyasıyla ne kadar daha sınırlayabilir kendini? Koca bir kıta yıllardır ezilirken, daha ne kadar sessiz kalabilir? Ya da onun için bir şeyler yapmaya kalktı, onu iyice tanımadan ne kadar eğilebilir soruna? Afrika için bir şeyler yapayım diyorsanız, onu tanımakla başlayabilirsiniz. Yo, sorun değilse, gidin bir iki fotoğraf görün arkadaşlar.

Bilimum Tartışma Atölyesi, Panel

Belli konularda söyleyecekleri olanların, biraz işin teorisine de girip, fikirlerini paylaştıkları hoş toplantılar. İlla kalın kalın kitaplar okumaya gerek yok, bu atölyelerde ve panellerde düşünürken bile yalnız olmadığınızı göreceksiniz.  Bir kısmını sizin için seçtim.

Hegemonik Erkeğin Başat Formu Olarak Baba ve Heteroseksizim / 20.06 / 12.30-16.30 / @Leyla Teras

Açılma Hikayeleri I / 20.06 / 15.30-17.30 / @Lambdaistanbul KM

Açılma Hikayeleri II / 22.06 / 18.00-19.30 / @Lambdaistanbul KM

Nefret Cinayetleri ve Trans Örgütlenmesi / 23.06 / 15.30-17.30 / @Garajistanbul

Zeki Müren’i Seviniz / 24.06 / 14.30-16.30 / @Garajistanbul

LGBTT Hareketi Mecliste / 25.06 / 15.00-16.30 / @Garajistanbul

Dünyada LGBTT Hareketi’nin Kazanımları ve Eleştirileri /25.06 / 17.00-19.00 / @Garajistanbul

Heteropatriyarkal Aileye Queer ve Feminist Yaklaşımlar / 26.06 / 12.00-14.00 / @Pera Müzesi

A bir de partiler var…

Hepimiz bir araya geliriz de parti olmaz mı? Elbette olur! Yeni insanlarla tanışma, onu bunu kesme, eski sevgililerle/skorlarla karşılaşmak için birebir. Belki yaz aşkınız, belki o gecelik aşkınız, belki de hayallerinizin adamı/kadını… Kim bilir? O nedenle bu partilere ısrarla gidiniz. Ya da geçti bu işler benden, ben evimin erkeğiyim/kadınıyım diyorsanız, sadece eğlenmeye de gidebilirsiniz. Buyrun size Onur Haftası’nın birbirinden heyecanlı partileri:

Açılış Partisi / 18.06 / 22.30-04.00 / @Eski Dirty

Hangi Kadın? Partisi / 19.06 / 22.30-04.00 / @Leyla Teras (Sadece kadınlar ve translar)

Parti! (Bilimum DJ ile) / 25.05 / 22.00-04.00 / @Pulp

Sürpriz Parti! / 26.06 / 22.00-04.00 / @TaXimLive

Sokak Eğlencesi / 27.06 / 19.00 / @Tünel Meydanı

Ve Yürüyüş…

Eh, geldik en önemli organizasyona. Pazar günü Takim Meydanı’ndaki Tramvay durağında saat 17.00’ye doğru buluşuluyor ve sadece LGBTT topluluğu üyeleri için değil, herkes için yürünüyor. Şahsi kanaatim bu yürüyüşün “Biz varız”dan daha çok, “Haydi sen de gel” mesajını vermesi gerektiği. Güzel, eğlenceli, olaysız, homofobiksiz, hatta homofil bir yürüyüş olmasını dilemeyi de unutmuyorum.

İşte, Onur Haftası başlıyor. Biz Gtrio yazarları olarak bu etkinliklerin bir kısmında yer alacağız. Sizi de orada görmeyi çok isteriz. Aklınızda bulunsun.

Bir Post-Coming Out Şarkısı olarak Rengarenk

12 Haz

Canımız cananımız Sertab yeni albümünü çıkardı. Albüme adını veren şarkının müziğini Slumdog Millionaire’den, sözlerini de bir diğer canımız ciğerimiz Nil Karaibrahimgil’den almış. Şarkıyı güzelce düzenlemişler, Sertab da hakkını vererek okumuş. Kendisini şu adresten dinleyebilirsiniz. –Yazıyı yazdıktan sonra şarkıyı araştırırken gördüm ki, bunu düşünen bir ben değilmişim! Harika! –

Şimdi, bir aşk şarkısı olarak görünen bu şarkının adından dolayı ben hafiften kıllandıydım. Hayatımızda Sertab’ın yeni albümü dışında rengarenk olan ne var dostlar? Evet, “Bayrağımız!” diye haykırdığınızı duyar gibiyim.

Genelde yurtdışında daha yaygın olan sevgili bayrağımız, bağlantıdaki nedenlerden dolayı, rengarenktir. Cıvıl cıvıldır. Çok güzeldir. Sertab’ın şarkısını da biraz zorlayarak paralel bir okuma ışığına tuttuğumuzda, bakın, ne görüyoruz:

eskiden bambaşkaydım / herkes tamdı ben yarım

Out değildim, sinirliydim, nedensiz gıcıklıklarım vardı ve tabi anlaşılmaz hareketlerim. Herkes normaldi ve ben ısrarla farklı olduğumu kanıtlamak için ne yapacağımı şaşırırdım.

boşluklar hep dolar ya /yalnızdı benim yanım

Hep gerçek aşktan bahsedilirdi, ancak bir türlü bunu yaşayamazdım. Elbet bir şeyler yaşardım, ama ne objektif olarak değerlendirebilirdim bunu, ne de tadını çıkarabilirdim.

bir gün aşka rastladım / sildim yeni başladım

Bir gün dayanamayıp out oldum, geçmişimi sildim, out olduklarıma sildirdim, hayata yeniden başladım.

bir omuzum oldu sonunda / ha hayyy başımı yasladım

Hem artık ağladığımda gerçek nedenini söyleyebildim, hem de out olduktan sonra gerçek dostlarımı tanıdım. Gerçek dostlar yine yeni yeniden omuz oldular, ben de “hay hay” deyip başımı yasladım.

gözüm kara, kalmadı yara / oldum renga rengarenk

Çok cesaret gerektirdi, ama oldum işte bir keresinde out. Dedim ki, bu böyle, herkes bilsin öğrensin. O an içimdeki pek çok yara bir anda nasıl kapandı, anlatamam. Kaldırdım kafamı, tepemde rengarenk bayrağımız dalgalanıyordu. Daha bir güvende hissettim kendimi.

bazen her şey sararıp solar / biz hep renga rengarenk

Hayat toz pembe değil, sadece rengarenk. Kötü şeyler olmayacak diye bir kaide yok, ama sonunda öyle bir rengarenk oldum ki, o kadar aştım ki kimi şeyleri, renkleri farklı görür oldum. Aşırı kırılganlığım geçti, sürekli üzgün olma halim geçti, oluverdim rengarenk.

ben suysam o ateş / ruhu var ruhuma eş

Evet G’yim ve out olduktan sonra gördüm ki yalnız değilim. Birbirini yok etme pahasına çarpıştıklarım oldu, ama sonunda yine de gördüm ki, hepimiz aynı güzellikteyiz, hepimiz aynı yaşam gailesinde.

griler hep düşmanım/ kırmızılar bana kardeş

Yerini belli etmeyenleri de şöyle bir ittim hayatımdan. Tuvalet aynasına bakan sendrom sahipleri oldu bu griler ya da bir onu bir bunu söyleyenler… Hepsinin üzerini çizip kırmızıları, en ateşlileri, en tutkuluları aldım kattım yanıma. Diğerleri nerede kaldı, bilemiyorum, ama gri oldukları sürece görmedim, göremedim onları.

dilimde o nağmeler / seviyorum demeler

saçlarım hep boynunda / ha hayyy ne güzel kareler

Eh, aşkı da buldum hepsinin üzerine. Out olmanın böyle güzel bir hikayesi oldu, Nil yazdı, Sertab söyledi, ben de bunu masala dönüştüreyim dedim.

Her hikayenin böyle güzel gitmeyeceğini biliyorum. Benim şahsi out olma hikayem de böyle harika gitmedi. Ama daha önce dediğim gibi, out olma, hep iyi bir şeydi. Önünde sonunda iyi oldu yani sonuç. Dünya tüm renklerini bana verdi, ben de onun üzerine serptim.

Yani o kadar naif değilim, sadece umutluyum. Aklınızda bulunsun.