Tag Archives: futbol

Garanti Bankası Sen Çok Yaşa!

3 Ağu

Gel de Garanti Bankası’na gençlere ve bizlere verdiği bu güzel destek için teşekkür etme! Yıllarca bu yakışıklılar için basketbol maçlarını izledim, ah Kerem vah Engin diye kendimi oradan buraya attım. Ta ki bu harika videoya kadar! Bu video sadece seksi basketbolcularımızın harika oyunculuklarını gösterdikleri bir reklam filmi değil dostlar. Bu reklam filmi, bizlerden gereken desteği alırsa, Türkiye’de devrim yaratacak bir olay. Nasıl mı?

Türkiye’de sporcuyu seks objesi haline getirme sorunu var. Blog’umuzu yakından takip ediyorsanız, bilirsiniz: Seksi sporcular konusunda yapılan kampanyalar hep ülkemizin dışından örnekler. Bizim her gün sokakta görme ihtimalimiz olan, gazatelerde, dergilerde, TVde gözümüze gözümüze imajları sokulan bu sporcuları gerekli seksapele sahip başka yaratıcı çalışmalarda hiç göremiyoruz. Hep derim, fena mı olurdu Volkan Demirel şöyle çıplak pozlar verse, Arda Turan’la havuzda şakalı fotoğraf çekimleri yapılsa diye. Bu reklam filmi bir milat olabilir. Garanti’ye tebrik mesajlarını lütfen iletiniz, onlar da bu reklam filmini yapan ajansa bunu ilesinler, bu güzel geridönüş bir çığ gibi büyüsün, yeni bir sayfa açılsın!

Ancak sevgili dostlar, sizden ricam, bir sonraki reklam filminde Engin Atsür’e daha çok yer verilmesi gerektiğini Garanti’ye iletmeniz. Christiano Ronaldo’yu yakışıklılıkta cebinden çıkaracak cevherlerimiz var, biz yerimizde sayıyoruz. Böyle olmaz, aklınızda bulunsun.

Reklamlar

Dibimizi düşüren kampanya

1 Haz

Geçenlerde, yaklaşan dünya kupasının bende yarattığı heyecana daha yakın olabilmek adına, Cape Town’daydım. Size de hemen, dünya kupası için başlatılmış olan ve çok önemli olduğunu düşündüğüm bir kampanyadan bahsedeceğim.

Hollandalı, Cider markası Jillz, içimizi cız ettiren bir kampanya başlatmış. Bildiğiniz gibi biz çocukken, ailemizle beraber izletilen maçlarda, goller atıldığında formalar çıkartılır ve seyirciye koşulurdu. Her ne kadar seyirciye koşma kısmı hala gerçekleşse de , bunu üstlerinde formalarla yapmak zorundalar. Çünkü forma çıkartmak bir kaç senedir sarı kart ile cezalandırılan bir hareket olmuş. Gerçekten çok saçma olan bu kuralın kaldırılması için başlatılan kampanyaya Jillz.nl websitesinden destek olabiliyoruz. Fakat bunu nasıl yapabileceğimizi keşfetmek için birazcık flemenkçeye ihtiyacımız var. O yüzden bu konuda baskı yok. Kampanyayı G Trio olarak gönülden destekliyor ve spor dallarındaki bu çifte standarda son verilmesini istiyoruz. Yüzücüler, atletler ve su topçularının üzerlerini çıkarma özgürlüğü varken, dünyadaki en popüler sporu icra eden futbolcularun ise özgürlüklerinin kısıtlanması büyük haksızlık. Hem, gol olduğunda bizim de en az onlar kadar sevinmeye ihtiyacımız ve hakkımız var. Formaların çıkması için maçın sonunu beklemek zorunda olmamız oldukça can sıkıcı. Bu kampanya hakkında bilinçlenmek ve davamızı daha iyi kavrayabilmek adına Jillz’in hazırladığı aktivist videoyu izleyiniz efendim.

3 Büyüklerin 3 İthal Büyüğü!

8 May

Gilbreth güzel açıklamış diye, benim daha önce söylediklerim de yanlış anlaşılmasın diye, futbol hakkında bu güzide parçayı kaleme alıyorum Sevgili Okuyucular. Derdim Türkiye’deki 3 Büyüklerin 3 Büyüğünü seçmek. Evet, kendileri bizim G dünyamızda fiilen yer almasalar da, sahalara baktığımızda bize “Yaşasın” naraları attıracak futbolcular Türkiye’de top koşturmaktalar!

Ancak bu akşam sadece ithal dostlarla ilgileniyorum. 3 büyüklerde oynayan, 3 en yakışıklı yabancıyı seçtim, kendimce yorumladım. “A ama ot daha yakışıklı, bok daha iyi oynuyor” gibi yorumlar yapmayalım dostlar. Bu çok kişisel bir çözümlemedir, beğenmezseniz bir daha yapmam.

Galatasaray – Harry Kewell

Kendisinin Avusturalyalılığından mı bahsetsem, harika gülümsemesinden mi, zeki asist ve güzel gollerinden mi? Kewell, sempatisi ve düzgün aile yaşantısıyla Galatasaray taraftarının sevgisini kazanmış durumda. Daddy Cool şarkısı kendisine çoktan feda edildi bile. Kewell, hep gol atsın, hep gülsün istiyorum ben şahsen. Baksanıza, gülünce kendisinin yüzünde nasıl da güller açıyor.

Kewell, ayrıca böyle tarz fotoğraflar da çektirmiş zamanında. Kendisinin bu fotoğrafları Türk futbol ve G aleminde bir eksikliği bana hatırlattı: Stil Futbolcu Fotoğrafçılığı! Şöyle yabancı futbolculara bir bakıyorum, hatta Gilbreth bize aktarıyor, stüdyo ve sahalar arasında mekik dokuyor futbolcular. Bizdekiler için de benzer bir uygulama olmalı. Bilmeyenler, Kewell’a sorup öğrenebilir kanımca. “Abi bu fotoğrafları nerede çektirdin?” “Biz de çektirsek sorun olur mu sence?” gibi sorularla değil ama. Cool olun azıcık.

Kewell’ın bu son fotoğrafı da kendisinin ne kadar esnek, ne kadar ileri görüşlü olduğunu gösteren bir diğer kanıttır. Bakın, Kewell hiç şikayet etmeden bu tip aktivitelerin adamıyım der gibi şutunu çekmiş, pozunu vermiş. Kewell için Allah sahibine bağışlasın cümlesini kuruyor, ama yenge, kızma be, arada biz de bakalım senin şu tatlı kocana diye de not ediyorum. Hayranıyız işte, ne yapalım. Maçlarda o gol attığında kendimizden geçip söylüyoruz “Daddy daddy cooooool, Harry Harry Kewelllll!”

Fenerbahçe – Diego Lugano

Ah Fenerbahçe’nin yaramaz çocuğu! Latin Amerika’nın sıcak ikliminden çıkan bir diğer cevher! Futbolunu takip etmiyorum, iyidir herhalde. Kendisi “belirli bir açıdan” öyle harika fotoğraflar veriyor ki, her skandalıyla gündeme geldiğinde feci seviniyorum, zira kendisinin fotoğrafları gazetelerimizi çarşaf çarşaf süslüyor.

Kendisinin bu fotoğrafı biz gay’lerin pek sevdiği hamam sefasına Lugano’nun sempatiyle yaklaştığını göstermekte. Lugano ile aynı kurnaya denk gelme umuduyla artık daha çok hamam, sauna, buhar banyosu, vb. aktivitelerinde bulunacağım. Sizleri de beklerim.

Lugano’yu Fenerbahçe’nin en yakışıklı yabancısı yapan bir diğer özelliği kendisinin hem piç, hem de sevimli çocuk rollerine, bu iki fotoğrafta görebileceğimiz gibi kolayca bürünmesi. Paşa paşa antremanımı da yaparım, gerektiğinde arkadaşlarla havuz eğlencesine de girerim diye bizlere adeta el sallayan Lugano’ya tek sözüm var: Teşekkürler Lugano!

Beşiktaş – Michael Fink

Beşiktaş, bu sene ligde olduğu gibi, yakışıklı futbolcu ithalatında ezeli rakiplerine karşı başarısız olmuş durumda. Aradım, taradım, Tello ve Fink arasında kaldım. O da gönülsüz bir kalıştı hani, ikisini de aslında hiç beğenmemiştim. Sonra ikisine uzun uzun baktım ve dedim ki: Tello’dan Türkiye’de çok var, Fink’ten en azından sadece Bodrum’da var. O nedenle bu Alman dostumuzu seçtim.

Kendisine kirli sakal çok yakışmakta, bu nedenle Fink’i kutluyoruz. Bence Fink’in en başarılı özelliği kendisi gol attığında “fink atmak” deyimiyle esprilere mahal vermesi. Bilenler bilir, böyle şeyleri spor basını pek sever. Yoksa, kendisinin süper bir başarısı yok. Alman işte, herkes Ballack olacak değil ya.

Şimdiden söylüyorum sevgili okuyucular, beğenirseniz “Dünya Kupası Favorilerindeki En İyi Forvetler”, “Alman Liginin Nefes Kesenleri”, “Derbilerin Yakışıklıları” gibi yazılarla bunu bir seri haline getirebilirim. Yok, biz hakkatten sevmiyoruz be futbolu derseniz, köşeme çekilir, yeni konular bulurum. Aklınızda bulunsun.

Futbol aşkını küçümsememek lazım

7 May

Bir önceki yazımda da futbol dünyasına kayıtsız kalmamamız gerektiğini belirtmiştim(bkz. Vanity Fair’dan Dünya Kupası kıyağı). Adeta söylediklerimi doğrularcasına bugün Barcelona’dan gelen haberle beraber, yeni bir yazı yazmam gerektiğini anladım. Barcelona belki de Avrupa’nın en iyi futbol klubü ve milyonlarca euro bonservisleri olan futbolcularla kaynıyor. Sezon başında kadroya katılan Zlatan Ibrahimovic ve 2008’de Manchester United’dan, tekrar yuvasına geri dönen Gerard Piqué, bakınız yorucu bir antrenman sonrası kendilerini nasıl da aşka vermişler.

Futbol Aşkı

Öncelikle belirtelim ki yakışmışlar. Herkes görüntülerin gerçekliğini tartışmaya devam ederken, eşcinsellerin futboldan anlamadıkları ve oynayamadıkları efsanesini de dünyaca tanınan bu iki yıldızın çürüttüğünü de söyleyelim. Bundan doğal ne olabilir ki? Sadece erkeklerin bulunduğu bir ortamda, efor sarfediyor, birbirleriyle yakın temasa giriyor, testesteron salgılıyor ve beraber duş alıp, beraber soyunuyorlar. E futbolcular sosyal hayatlarında da genelde beraber takılıyorlar. Mutlaka bir yakınlaşma olacak. Altın oran olarak belirlenen %10 G oranı, tabii ki futbol dünyası için de geçerli. G camiasına hala uzak olan çeşitli kesimlerin kafalarında yer alan eşcinsel stereotipine uymayan, sert şutlar çeken, birbirine omuz atan testesteron depolarının, eşcinsel olması asla kabul edilemiyor. Bir de işin şu boyutu var ki, futbolu seven ve takip eden straight erkeklerin büyük bir kısmı, straight erkek gruplarıyla maç kritiği, futbolcu kritiği yapıyor. Dolayısıyla, “İbrahimovic ne güzel oyuncu”, “Golü süper çaktı tam köşeye!”, “Adamın aklını aldın be Pique” gibi yorumları yaparlarken, bu kişilerin eşcinsel olduklarını kafalarında hayal etmeleri de tamamen bu muhabbetleri çökerten bir etki yaratacaktır. Bir de, ne zaman bu tarz resimler, videolar medyaya yansısa, futbolcuların, “maç heyecanı”, “gol sevinci”, “takım arkadaşını teselli etme” gibi bahaneler ardına saklanmalarını daha ne kadar yutabiliriz? Hemen hatırlayalım, ülkemizde de benzer bir olay Veysel ve Necati arasında yaşanmış, “Ehu ehu maç heyecanı, gol atmıştık da sevinelim dedik” demeçleriyle futbolcular tarafından, “Yok ya bunlar futbolcu, delikanlı adamlar” demeçleriyle de spor basını tarafından geçiştirilerek, kısa bir sürede şu sevişme sahnesi, “şaka” statüsüne kaldırılmıştı. Tamam yani haklısın, koşturuyorsun, terliyorsun, heyecanlanıyorsun. Ama o sahada 22 kişi var, (G hesabıyla, 20+24=44 kişi, bkz. G hesabı), bir tek siz ikiniz böyle şeyler yapıyorsunuz. Yemezler. Ibrahimovic ve Pique’nin bu konuda ne söyleyeceklerini ise hala bekliyoruz. Büyük bir ihtimalle, benzer açıklamalar yapacaklarını öngörsek de, bizi şaşırtıp bir “coming-out” ile basın toplantısına çıksalar da hiç fena olmaz.

Vanity Fair’dan Dünya Kupası kıyağı

3 May

Pek kıymetli Giddens’ın da belirttiği gibi (bkz. siz hiç aptal gay gördünüz mü?) G’lerin pek çoğu futbolu izlemekten, takip etmekten, oynamaktan pek hoşlanmazlar. Tabii ki bu futbolculara kayıtsız kalacağımız manasına gelmiyor. Eh, bilmeyenleriniz varsa diye söylüyorum (hani takip etmiyoruz ya) dünya kupası da yaklaşıyor. Fotoğrafçı Annie Leibovitz de boş durmamış, yanına kamerasını ve bayraklı boxer-slipleri alarak, Vanity Fair dergisinin haziran sayısı için şehir şehir dolaşmış. İyi de yapmış. Futbolcuların sadece “bayraklarıyla” maça çıkmaları gerektiğini de kanıtlamış bir yerde. Kanımca çekimlerin şampiyonu da açık ara Brezilya olmuş.