Tag Archives: eğlence

Leyla Teras, Love’a Karşı: Bir Cumartesi Gecesi Hikayesi

25 Haz

Araştırmaydı, aile ziyaretleriydi derken bir Türkiye gezimin daha neredeyse sonuna gelmiş bulunuyorum. Siyasal kaygılarımın yavaş yavaş azalmasıyla (aslında daha çok üzüntüye dönüşmesiyle) kendimi İstanbul gece hayatına verdim. Uzun zamandır buralarda olmadığım için pek çok farklılık gözüme çarptı, mekanlar arasında gider gelirken İstanbul Gay Cemaatinin nasıl da değiştiğini gözlemledim. Değişmeyen şeyler kalabalık, sıkıntı, acele, anlık durumlardan felaketlerin veya harika anların doğması. Yoksa değişen çok şey var, ama esas konumuz bu değil. Esas konumuz Leyla Teras ve Love ekseninde iyiden iyiye bölünmüş gay cemaati.

Bu Cumartesi kendimi iki arkadaşımla Taksim’e attığımda bana önerilen ilk yer Leyla Teras oldu. Malum Pride Haftası başladı, Leyla’da parti var dediler. Gittik. Bize katılacak bir diğer cemaat üyesi arkadaşıma ‘Ben ortama bakayım, seni ararım,’ dedim, iyi ki öyle demişim. Zira Leyla Teras onun Kiki’den çıkıp geleceği bir ortam vadetmiyordu. Farklı bir anlayışa hitap ediyordu. Ama bence ortam harikaydı.

Leyla Teras’ta biraz savruk ama kendi içinde tutarlı bir müzik yelpazesi vardı. Arada Kardeş Türküler’den roman havası çalıyor, sonrasında Sürünüyorum patlıyor, bir anda kendinizi Born This Way ile dans ederken bulabiliyordunuz. Şarkıdan bağımsız bir şekilde herkes sıcağa, dumana, kalabalığa rağmen çok eğleniyordu. Tuvaletler mide bulandırıcı seviyede kirliydi, ama kimsenin bunu dert eder bir hali yoktu. Bir ara gözüm roman havasında oynayan o sakallı çocuğa takıldı, 9-8lik ritme ayak uydurmaya çalışan Hipster Erasmusların yanında hiç de alakasız durmuyordu. Leyla Teras’ın olayı bu eklektik durumun esas olmasıydı ve gerçekten çok eğlendim. Yanımdaki arkadaşlardan birine itiraf ettiğim gibi, Amerika’ya dönünce uzun süre dışarı çıkamayacağımı düşünüyorum. Leyla’nın sıcaklığını içime çekip dışarı çıktım çünkü diğer arkadaşım Kiki’den çıkıp Tekyön’e gideceğini söylemişti, onunla da eğlenmeyi kaçıramazdım. Yanımdakileri hızlıca öpüp Cihangir’e geçtim. Kalbim Leyla Teras ve rahat topluluğunda kaldı.

Ama ne oldu, Tekyön yanımızdaki kız arkadaşımız nedeniyle biz üç harika cemaat üyesini almadı, kalbimizi hafiften kırdı. Biz de soluğu Love’da aldık.

Şimdi Love eskisinden kesinlikle daha iyi ve bunun tek nedeni elbette havalandırmasının iki sene içerisinde oldukça gelişmiş olması. Yoksa değişen başka bir şey yok. Ancak turist sayısının bolluğu beni kendi amaçlarım nedeniyle azıcık üzdü. Ben eski dostlara bakmaya gelmiştim. Birkaçını da gördüm hatta. Neyse. Müzik yelpazesi genişti, ama müziğin çok sakil duran bir yanı vardı: Yarım saat techno, yarım saat Türkçe Pop, yarım saat Yabancı Pop şeklinde ilerleyen müzik insana gereksiz mood swingler yaşatıyordu. Hadi onu geçtim, Love’ın esas sorunu o güzelim club’ın neredeyse sadece bir kişi tarafından işgal edilmiş oluşuydu. Kirli sakallı, dar tshirtlü, kaslı (Bu arada azıcık geç oldu ama sonunda gym’i keşfettiniz. Tebrikler canlarım.), orta boylu insanlardan o kadar çok vardı ki, insanları birbirinden ayırt etmem aşırı zor oldu. Ayrıca tüm bu insanların suratlarında aynı içi boş, ‘cool’ ifadenin yer almış olması kötü ışıklandırılmış ortamda kişileri ayırt etmemde bana hiç yardımcı olmadı. Ben de ‘Neyse, en azından arkadaşlarım yanımda’ diyerek, yanımıza gelip saçma saçma bizimle dans etmeye çalışan ‘The Customer’ı görmezden gelerek mümkün olduğunda güzel noktaladım geceyi.

Geçen Cumartesi yaşadığım bu güzel geceden ortaya çıkan sonuç ise cemaatin iyice ikiye bölünmüş oluşu. Bir yanda gayet rahat, gayet kozmopolit, gayet çeşitli bir grup var, hiçbir şeye aldırmadan çok eğleniyor. Öbür tarafta tek tip insandan bir sürü var, hayatın tadını pek de çıkaramıyorlar. Yine de aralarındaki ortak bir özellik var, o da diğer insanlardan uzaklıkları. Zira birisi eski bir hanın terasında, diğeri de bir apartmanın bodrum katında.

Reklamlar

İstanbul’da gay bir kitap partisi

5 Nis

İstanbul’un gay scene’inden biraz uzağız bu aralar. Hem fiziksel olarak İstanbul’dan bir süre uzak kalmaktan, hem de gay mekanların aynı sıkıcı konseptinden hala kendini kurtaramayıp değişememesinden kaynaklanıyor bu uzaklık. Neyse, postumuzun konusuna gelelim. İstanbul’un sıkıcı gay scene’inden bize ufak bi değişiklik vaat eden bir partiyi duyurmak için bu post. Daha önce de Söylenmeyen adında bir kitap çıkaran, “Murat Renay” rumuzlu arkadaşımız, “Ben senin bildiğin erkeklerden değilim” adında yeni bir kitap daha yayınlamış. Kitaplar hakkında henüz bir yorum yapamayacağım, zira ikisini de okumadım ama Türkiye’de bir eşcinselin eşcinsellik üzerine değil kitap, post-it yazması bile bana göre sevindirici bir şey. Bu vesileyle de Murat Renay’ı tebrik edelim. Murat Renay, yeni kitabının tanıtımı ve kutlaması için The Hall’un içinde yer alan Bubble adlı mekanda, önümüzdeki Cumartesi parti veriyor. Bu gecenin DJ’liğini de kendisi üstlenecekmiş ayrıca. En azından şöyle bir kapıdan kafamızı uzatıp neler oluyor neler bitiyor görmekte yarar var. Belki İstanbul’da ihtiyacımız olan tarzda bir eğlenceyle karşılaşırız.

Murat Renay’ın, partiyle ilgili kendi blogunda yazdığı postuna da buradan ulaşabilirsiniz: http://homohobi.blogspot.com/2012/03/bu-sizin-bildiginiz-partilerden-degil.html

G Seyahat Rehberi vol.1: Sitges

23 Mar

Sitges’i (Okunuşu: Siçes) herhalde daha önce duydunuz. Hatta gitmiş olmanız bile mümkün. Ben çokça defa ve en önemli zamanlarında Sitges’te bulunduğum için artık bu güzide G tatil beldesini sizlere tanıtmak için bir yazı yazmanın da zamanı geldi. Ee yaza da az kalmadı, artık tatilinizi planlamaya başlamanız lazım. Ben de sizleri düşündüm. Daha önceki yazılarda bu tarz bir seyahat rehberinin sinyallerini size vermiştim. Bu yazı serisinin de ilk bölümü için Sitges’i seçtim. Öyleyse öncelikle Sitges’in nerede olduğuyla başlayalım. Aslında buraya bir harita koyacaktım ama zaten artık öyle antikalıklar yapmaya da gerek yok. Bir şekilde becerip bu siteye girebildiğinize göre bir zahmet google’a Sitges yazdığınızda nerede olduğunu görebiliyorsunuz haritadan. Sitges, Barselona’ya 38 km uzaklıktaymış. Dolayısıyla bu da Sitges’e bir seyahat düzenlemeyi kolaylaştırıyor. Barselona’ya gitmeye karar verirseniz, özellikle de mayıs-ekim ayları arasında bir tarihteyseniz, mutlaka günübirlik de olsa Sitges’e bir uğrayın.

Sitges, dünyanın en gay-friendly yerlerinden biri olarak gösteriliyor. Gerçekten de öyle. Fakat bana göre dünyanın en gay yerlerinden biri değil, size bunu hissettirmiyor. Demek istediğim, eğer Pride haftasında falan gitmediyseniz, bir Gay Eğlence Parkı’na gelmiş gibi hissetmeyeceksiniz kendinizi. Bu da bence iyi bir şey. Zaten resimden de görebileceğiniz gibi küçücük bir yer, bir de gözümüze gözümüze “GAY” sokulmasına gerek yok. Her ne kadar Gay/Lesbian travel destination olarak lanse edilse de ben hiç lezbiyen popülasyonuyla karşılaşmadım. O yüzden buradan lezbiyen takipçilerimize bir “sorrryyy” yolluyoruz. Fakat şunu da ekleyelim ki, Sitges sadece gayler için değil, her tipten insan için güzel bir tatil seçeneği.

 

Nasıl Gidilir?

Ben Sitges’e gitmenin üç yolunu biliyorum, zaten daha fazlasına da gerek yok. Birincisi Barselona’da Sants ya da Passeig de Gracia istasyonlarından Renfe trenlerine binerek gitmek. Yarım saat sonra Sitges’te oluyorsunuz. Trenler gayet rahat ve eğer gündüz giderseniz camdan enteresan bir manzara eşliğinde geleceksiniz. Tren tabii ki belli saatlerde var, örneğin gece gec saatlerden sabaha kadar tren yok. Tam saatlerine ihtiyacınız olursa Renfe’nin sitesinden (www.renfe.com) öğrenebilirsiniz. İkinci yolu El Prat Havaalanından, Barselona’ya hiç gitmeden direk Sitges’e geçmek istiyorsanız, özel otobüs şirketlerinin otobüsleri var. Onları havaalanında bulabilirseniz (benim için bulmak çok zor olmuştu) onlara binip cüzi bir meblağ ödeyerek Sitges’e varabilirsiniz. Üçüncü yolu da taksiye binmek. Dalga geçtiğimi düşünebilirsiniz ama bunu yazmamın bir sebebi var. Geceyarısından sonra Sitges’den dönmek için ne tren ya da otobüs bulacaksınız. Sitges belli bir saatten sonra  yapacak hiçbir şey bulamayacağınız bir kasaba, eğer kafanızı sokacak bir yeriniz, kumsalda içecek içkiniz ya da sevişecek birileriniz yoksa Barselona’ya dönmek isteyebilirsiniz. Bu durumda bir şekilde bir taksi çağırıp, Barselona’ya 60 euro karşılığında, fantastik yollardan ulaşabilirsiniz. (Evet bunu yaptık)

 

Minimal Sightseeing

Gündüz şehirde öncelikle biraz bu küçük ve sevimli akdeniz kasabasını yürüyerek tanıyabilirsiniz. Sahile inmeden önce biraz ara sokaklarda takılın. Kasabanın sahil şeridinin hemen hemen ortasında ise küçük surları, kalemsi bir yapısı ve kilisesi var. Burası hoş bir yer, genelde evlenen çiftler buraya gelip fotoğraf çektiriyorlar. Siz de yapabilirsiniz. Bu kilise-kale karışımı yapıdan sahil boyunca kuzeye doğru giderseniz, güzel restoranların olduğu bir sahil şeridine geleceksiniz. Burada, biraz da cebinize güveniyorsanız güzel bir şarap açtırıp, deniz ürünleri ağırlıklı ispanyol yemekleri yapan bir kaç güzel restoran var. Onları tercih edin. Paella pek tavsiye etmiyorum ama güzel balık kızartmalar, kalamarlar gibi çeşitli lezzetleri bulmanız mevcut. Restoranda oturup pahalı şarabınızı içerken, sahilden geçenleri veya sizin gibi yemeğini yiyen G’leri kesebilir hatta tanışabilirsiniz. Başka bir opsiyon da Grindr açıp beğendiklerinizle tanışmak olabilir. Fakat İspanya’da bu Grindr çok fazla kullanılmıyor, zaten yurtdışından gelenler de otelde falan değillerse genelde internete bağlanamadıkları için çok verimli bir sonuç alabileceğinizi söyleyemeyeceğim. Yine de eğlenceli bir şeyler yakalayabilirsiniz. Bahsettiğim restoranlar dışında şehrin bu kısmının çok fazla bir olayı yok. Ha bir de buralarda bir yerlerde gezinirken Bacardi’nin müze-dükkan karışımı bir binasına rastlayabilirsiniz. Bacardi ailesi Sitges’liymiş meğer ve buradan Küba’ya gidip Bacardi Rom’larını üretmeye başlamışlar falan filan gibi bir hikayesi var. Rom sevenlere de bunu belirtelim.

 

Beach

Eeee hala bu rehberin pek bir G’liğini göremedik dediğinizi duyar gibiyim. O zaman hemen bu kilise-kale karışımı yapıdan yine sahil boyunca bu sefer güneye doğru gidelim. (kuzey güney ayrımını yapamazsanız, suratınızı denize doğru verirseniz solunuz kuzey, sağınız güney oluyor bu kasabada.) Sahili takip ederken yürürken, bu noktadan itibaren sıra sıra dizilmiş kumsallar var. Vücudunuza güveniyorsanız üstünüzü çıkarın, güvenmiyorsanız kendinizi en çekici bulduğunuz halinize sokun bir şekilde ve kumsalların üstündeki setten yürümeye başlayın. Aslında bu bölgeyi Cruising zone olarak da kabul edebilirsiniz. Burada Cruising’den bahsetmişken, hemen ekleyelim Sitges’te gidebileceğiniz 1-2 tane sauna da var. Ben hiçbirini denemedim ama herhalde oteli ve barıyla Sitges’te ün salmış Parrots’un saunasını deneyebilirsiniz. G plajına geldiğinizde ise bunu hemen anlayacaksınız merak etmeyin, kaçırmanız imkansız! İsmini merak edenler varsa: “L’Estanyol”. Aşağı yukarı aşağıdaki resme benzer görüntüler göreceksiniz:

Bana göre, Sitges’in en güzel kısmı plajda geçen kısımlar. Hemen havlularınızı serip verimli olduğunu düşündüğünüz bir yere serilin. Tişörtünüzü en karizmatik şekilde çıkarıp (hala çıkarmadıysanız) kendinizi denize atın sevgili G’ler. Burada güneş batana kadar takılabilir, mojitolarınızı yudumlayabilir, denizde frizbi oynayabilir, uçurtma uçurabilir, birbirlerine güneş yağı süren “canıııııım” ları izleyebilirsiniz. Yalnız kaliteli bir güneş gözlüğünüz olsun lütfen. Sitges’in denizi çok güzel. Biz güneş batarken, plajlar boşalmışken bile girmiştik, gerçekten keyifli bir deniz. Siz plajda takılırken bazen promoterlar gelip gece nereye çıkmanız için size ipuçları veren flyerlar dağıtabiliyorlar. Biz o flyerlarla elişi yapmıştık ama siz belki saklayıp kullanırsınız. Tabii fos çıkma ihtimalleri çok yüksek. Plajlarda fark edeceğiniz diğer bir nokta da G popülasyonunun yaş ortalamasının beklediğinizden biraz yüksek olduğu. Evet 20’lik gençleri yukarıdaki resimdeki gibi göreceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz, zira Sitges’te 30 yaşın altında birini bulmak çok zorken, çoğunluk 40 yaşın üstünde.

 

Yemek

Ne diyeyim ki? Yemek için çok özel bir önerim olmayacak, daha önce dediğim gibi o sahil şeridindeki restoranlardan gözünüze güzel gözükenlerden birine oturun. Pahalı olacaktır ama genelde yemekleri gayet güzel oluyor. Sitges, turistik bir kasaba ve ucuz değil. Her şey İspanya standartlarından daha pahalı doğal olarak. Keşke olmasaydı ama ne yapalım! Eğer masraflardan kısmak istiyorsanız, benim de sevdiğim dengeleme politikası yapın. Bir gün güzel bir restorana gidip akşam yemeğinizi yiyin, öğle yemeğinizi veya daha sonraki yemeklerinizi de bakkaldan aldığınız nevalelerle geçiştirin. Biz paramız az olduğunda öyle yapmıştık. Ekmek, peynir, chorizo, jamon ve gözünüze güzel gözüken herhangi bir kaç şeyi toplayıp, yanına da bir şarap açarsanız aslında kendinize tipik bir minimal ispanyol sofrası hazırlamış oluyorsunuz. Sahilde ya da parkta bile yiyebilirsiniz. Kendi müziğinizi de açarsanız gayet keyifli bir şekilde güneşin sersemliğini üzerinizden atabilirsiniz. Ayrıca isteyenler varsa, kasabada bir de Burger King bulunuyor ama bence bakkal seçeneği çok daha cazip. Gece bar veya disko sonrası acıktıysanız önereceğim yer “Charlie’s” ya da benim tabirimle “Charlie Abinin Yeri” adlı büfemsi yeri bulmanız gerekiyor. Kasabanın içinde bir yerlerde. Bulması çok zor değil. Charlie’s geç saatlere kadar hotdog, hamburger, patates kızartması gibi bilimum junk food yiyebileceğiniz sokak arası bir dükkan. Hatta dükkan bile denemez, bir tezgah ve bir mutfaktan ibaret aslında. Bir Sitges klasiği !

 

Gece Hayatı

Evet, işte çok merak ettiğiniz, sabırsızlıkla beklediğiniz kısım geldi: Gece Hayatı!! Nı-nııııııı… Hayalkırıklığı geliyor !   Evet Sitges’in gece hayatına dair çok bir numarası yok, hatta şanssızsanız hayatınızın en sıkıcı gecesini bile geçirmeniz mümkün. Sitges’in gece hayatı sözkonusu olunca hata yapmak için çok fazla seçeneğiniz var. Size hafifçe bile gülümsetemeyen drag show’larla, Bear Karaoke partileriyle, kimsenin dans etmediği sıkıcı barlarla veya “aklını başına topla, hareketlerine dikkat et” diyerek size ayar veren bir garsonla karşı karşıya kalmaya hazır olun. Sitges’de eğlenmenin sırrı, her ne şekilde, her ne yolla olursa olsun kafanızı her zaman güzel tutmak. Bunu hiç unutmayın. Hazırlıklarınızı yapın ve kafanızı güzel tutun. Mutlaka içmeye plajda başlayın, yemekte devam edin ve gece de hız kesmeyin. Canınız içki istemiyorsa, Sitges sokaklarında alternatiflerini bulmak oldukça mümkün. Harika barları Sitges’te bulamayacaksınız maalesef ama çok fazla eğlenmeniz mümkün, çünkü Sitges’in rahatlığı size bu ortamı veriyor. Ne de olsa tatildesiniz, birazcık kayışları gevşetin. Sitges’in gece hayatıyla ilgili en büyük kozu “Gay Beach Party”. Yazın belli tarihler arasında, her salı gecesi organize edilen bu parti, Sitges’in en ünlü en sevilen partisi. Sizi belli bir yerden otobüsle alıp kasabanın biraz dışında bir plajdaki diskoya götürüyorlar ve olaylar gelişiyor. Eğer ziyaretiniz salı gecesini de kapsıyorsa, mutlaka gidin derim.

 

Festivaller

Sitges tam bir festival şehri. Şehrin aslında iki tane olayı çok önemli, haydi ben bu listeyi biz G’ler için biraz daha genişletiyor ve Sitges’in üç önemli festivalini size anlatmaya başlıyorum. Senedeki sıralarına göre, bunlardan ilki Sitges Karnavalı. Rio karnavalı ve dünyadaki bir çok karnavalla aşağı yukarı aynı tarihlerde yapılıyor. Aslında Katalonya bölgesinde bu karnavaldan önce Barselona karnavalı, daha sonra ise Tarragona karnavalı var. Tema genel olarak hepsinde aynı: Herhangi bir kostüm giy, Sarhoş ol, Kalabalığa karış. Sitges’te Rio Karnavalına benzer bir geçit de yapılıyor fakat tabii ki daha küçük çaplı. Fakat çok ama çok büyük bir katılım var. Tüm Barselona ve yakınlardaki diğer şehirlerden insanlar, kostümlerini giyip, tıklım tıklım trenlere doluşuyor. Hatta meydanlardan otobüsler kaldırılıyor karnaval için. Eğer kalabalığa dayanabilirseniz ve arkadaş grubunuz da eğlenceliyse çok güzel vakit geçirmeniz mümkün. Yalnız mutlaka güzel, uğraşılmış bir kostümünüz olsun. Unutmayın, siz G’siniz ve size bu yakışır. Öyle kafanıza dandik bir maske geçirip gelmeyin sakın. Karnaval Şubat ayı sonu, Mart ayı başı, her sene değişen bir tarihte. Bu da karnavalın en tatsız yanı, zira hava çok soğuk oluyor ve eğlencenizin tadı kaçıyor biraz.

İkinci bahsedeceğim olay ise tahmin edebileceğiniz gibi Sitges Gay Pride. Bu da temmuz aylarının başlarında düzenleniyor. Bence bu seneki afişleri de gayet tatlı olmuş. Bir hafta boyunca, her gece farklı bir temada, Sitges’teki farklı mekanlarda parti düzenliyorlar. Ayrıca geçit de oluyor tabii ki. Bir de tüm hafta boyunca o sahil şeridindeki setin üstüne sahneler ve içki standları kuruluyor ve akşamüstünden geceye kadar burada drag showlardan tutun, dünyanın dört bir yanından gelen amatör gruplar, djler vs. oluyor. Müzik adına çok fazla bir şey yok ama günbatımı, açık hava, plaj, dans, içkiler falan derken çok keyifli bir ortam oluyor. Yalnız unutmamak lazım ki Sitges turistik bir yer ve Pride ortamı da şehirlerdeki gibi olmuyor, o da turistik oluyor. Takdiri size kalmış. Aslında Barselona’nın Pride’ı daha kalabalık, daha dolu ve daha eğlenceli geçiyor.

Üçüncü bahsedeceğim olay da Sitges Film Festivali. Bu festivalin her ne kadar G’lerle pek alakası olmasa da oldukça önemli bir festival, o yüzden bahsetmeye değer. Korku, Bilim-Kurgu ve Fantastik filmler festivali, hatta bu alanda dünyanın en büyük ve en önemli festivali deniyor. Bir çok ünlü yönetmen, aktör ve yapımcının Sitges’te bulunduğu yaklaşık iki hafta süren festivalin en eğlenceli kısmı ise sonlarına doğru yapılan Zombie Walk. Yani herkesin türlü türlü zombi kostümü ve makyajlarıyla bir araya gelip zombi gibi şehrin sokaklarını yürüdüğü bir parti. İnanılmaz eğlenceli bir gece oluyor. Bu festival de Ekim ayında düzenleniyor.

Bunların dışında bir sürü küçük küçük festivaller de var: Sitges International Bears Week, Gay Bootcamp ve Sitges Wine Festival bunlardan birkaçı.

Evet benim Sitges ile ilgili anlatacaklarım bu kadar. Umarım bu rehberi okuyup, sitges’e gitmeye karar verirsiniz ve faydasını görürsünüz. Eğer Sitges’e gitmişseniz, yorumlarınız veya sorularınız varsa buraya yazın efendim. Bir de daha fazla bilgi falan almak için size bir kaç link veriyorum. Bunlara da bakarsınız:

Gay Sitges Guide: http://www.gaysitgesguide.com

Sitges Gay Pride: http://www.gaysitgespride.com/

Gay Beach Party: http://www.gaybeachparty.com/

Herkese İyi Tatiller !!

Bir şey değil Madonna…

11 Kas

İkonlarımızdan Madonna bizlere teşekkür etmiş.

Kendisine ‘bir şey değil’ diyor, başarılarının devamını diliyoruz.

Hoşgeldin Mert Fırat

1 Eki

Engin Altan Düzyatan Fan Kulüp Başkanlığı’ndan istifa edişimin resmi basın açıklamasıdır.

Sevgili Okurlar,

Daha önceki “Dizilerin Getirdikler…” isimli yazımdan bildiğiniz üzere, EAD’yi sevmek aşkların en güzeliydi benim için. Kendisi adına kurduğum Fan Kulüp’e hiç adetimiz olmasa da—ya da başka üyemiz—iki sene üst üste başkanlık ettim. Ancak buraya kadarmış Sevgili Okuyucular.

Kendisi hala candır, canandır, çok yakışıklıdır, ses tonu hala acaip etkileyicidir; ama yollarımız artık kesin bir şekilde ayrıldı. Nedeni de “Kapalıçarşı” isimli güzide dizimiz. Kim derdi ki geçen sezon bir fan kulüp aktivitesi olan bu diziyi izlemek, bu sene EAD’yi kalbimizdeki yerinden edecek? Elinde Karaca’yla tam bir aile babası, buğulu gözleriyle tam bir İstanbul aşığı, harika saç modeliyle modanın şaşmaz takipçisi ve yumuk yumuk gözleriyle yakışıklılığının zirvesinde olan bu insan artık sevgimizin odak noktası değil.

Peki neden, dediğinizi duyar gibiyim. Tek bir yanıt var: Arda. Yani Mert Fırat.

Kendisi için daha önce yazmayı düşündüğüm bir yazı vardı, bugüne kısmetmiş.

Kendimize soralım, Türk tipi nedir Sevgili Okuyucular? Fransızların bir saç modeli, İtalyanların hayata yaklaşımı, İspanyolların kirli sakalla doruğa çıkan yakışıklılıkları, Amerikalıların kasları onları ele verir. Bakarsınız, hah bu şu ülkeden dersiniz. Peki ya Türkler?  Zaytung haberlerine konu olabilecek bir belirsizlik var Türklerin tipinde. Yani vardı. Mert Fırat’a kadar.

Mert Fırat fiziğiyle ve duruşuyla Türkiyemizin “Bilinçli, sporunda, traşında Mühendislik Öğrencisi” modelini yansıtmaktadır. Ne tam Anadolu bağrı, ne sonsuz urban, sonsuz şehir çocuğu… Kendisinin sınırsız oyunculuk ve kürekçilik yeteneklerini “Başka Dilde Aşk”ta zaten gözlemlemiştik. Tüm bu özelliklerine, Kapalıçarşı’da rakı adabını, çarşı kültürünü, aşık olmayı, oturup kalkmayı bilen bıçkın delikanlı canlandırmasıyla “Yeni Favorimiz” sıfatını kattı. Kendisini ne kadar tebrik etsem az.

Zaten kendisi de sanırım bu habere çoktan sevinmiş, bununla alakalı memnuniyetini belirten pozlar vermiş. Straight Cool’luk nedir, bizlere göstermiş. Kendisine her konuda 10 puan veriyorum.

İşte hayat böyle Sevgili Okuyucular ve Oyuncular. Daha iyisi gelince şu pop kültüründe, insan elindekini hunharca harcayıveriyor. Siz siz olun, gerçek hayatta böyle olmayın. Yoksa kimseniz kalmaz. Aklınızda bulunsun.

Pride Istanbul 2010

16 Haz

Evet, o güzel hafta geldi çattı: Pride Istanbul 2010 bu sene 18-27 Haziran tarihleri arasında İstanbul’un güzide mekanlarında düzenlenecek. Bir Gtrio yazarı olarak beğendiğim etkinliklerden bir kaçını sizlerle paylaşmak istedim. Hafta hakkında ayrıntılı tüm bilgileri bu adresten sağlayabilirsiniz.

Erkek Erkeğe Güvenli Seks : 19.06 / 15.30-17.30 /@Lambdaistanbul KM

Bir sürü tabu, bir sürü kulaktan dolma bilgi, bir sürü mit… Bu etkinlik hem konuyu insanın kafasında halletmesi, hem de etrafına (ya da bazen tam o sırada üzerindeki adama) doğrusuyla anlatması için önemli. Bilgisizliğiniz arada kafanızı kurcalıyorsa, katılmanızı şiddetle tavsiye ederim. Bu nedenle kendisini birinci sıraya aldım.

Proudly African and Transgender: 19.06’dan itibaren / @Cezayir Apartmanı

İnsan kendi coğrafyasıyla ne kadar daha sınırlayabilir kendini? Koca bir kıta yıllardır ezilirken, daha ne kadar sessiz kalabilir? Ya da onun için bir şeyler yapmaya kalktı, onu iyice tanımadan ne kadar eğilebilir soruna? Afrika için bir şeyler yapayım diyorsanız, onu tanımakla başlayabilirsiniz. Yo, sorun değilse, gidin bir iki fotoğraf görün arkadaşlar.

Bilimum Tartışma Atölyesi, Panel

Belli konularda söyleyecekleri olanların, biraz işin teorisine de girip, fikirlerini paylaştıkları hoş toplantılar. İlla kalın kalın kitaplar okumaya gerek yok, bu atölyelerde ve panellerde düşünürken bile yalnız olmadığınızı göreceksiniz.  Bir kısmını sizin için seçtim.

Hegemonik Erkeğin Başat Formu Olarak Baba ve Heteroseksizim / 20.06 / 12.30-16.30 / @Leyla Teras

Açılma Hikayeleri I / 20.06 / 15.30-17.30 / @Lambdaistanbul KM

Açılma Hikayeleri II / 22.06 / 18.00-19.30 / @Lambdaistanbul KM

Nefret Cinayetleri ve Trans Örgütlenmesi / 23.06 / 15.30-17.30 / @Garajistanbul

Zeki Müren’i Seviniz / 24.06 / 14.30-16.30 / @Garajistanbul

LGBTT Hareketi Mecliste / 25.06 / 15.00-16.30 / @Garajistanbul

Dünyada LGBTT Hareketi’nin Kazanımları ve Eleştirileri /25.06 / 17.00-19.00 / @Garajistanbul

Heteropatriyarkal Aileye Queer ve Feminist Yaklaşımlar / 26.06 / 12.00-14.00 / @Pera Müzesi

A bir de partiler var…

Hepimiz bir araya geliriz de parti olmaz mı? Elbette olur! Yeni insanlarla tanışma, onu bunu kesme, eski sevgililerle/skorlarla karşılaşmak için birebir. Belki yaz aşkınız, belki o gecelik aşkınız, belki de hayallerinizin adamı/kadını… Kim bilir? O nedenle bu partilere ısrarla gidiniz. Ya da geçti bu işler benden, ben evimin erkeğiyim/kadınıyım diyorsanız, sadece eğlenmeye de gidebilirsiniz. Buyrun size Onur Haftası’nın birbirinden heyecanlı partileri:

Açılış Partisi / 18.06 / 22.30-04.00 / @Eski Dirty

Hangi Kadın? Partisi / 19.06 / 22.30-04.00 / @Leyla Teras (Sadece kadınlar ve translar)

Parti! (Bilimum DJ ile) / 25.05 / 22.00-04.00 / @Pulp

Sürpriz Parti! / 26.06 / 22.00-04.00 / @TaXimLive

Sokak Eğlencesi / 27.06 / 19.00 / @Tünel Meydanı

Ve Yürüyüş…

Eh, geldik en önemli organizasyona. Pazar günü Takim Meydanı’ndaki Tramvay durağında saat 17.00’ye doğru buluşuluyor ve sadece LGBTT topluluğu üyeleri için değil, herkes için yürünüyor. Şahsi kanaatim bu yürüyüşün “Biz varız”dan daha çok, “Haydi sen de gel” mesajını vermesi gerektiği. Güzel, eğlenceli, olaysız, homofobiksiz, hatta homofil bir yürüyüş olmasını dilemeyi de unutmuyorum.

İşte, Onur Haftası başlıyor. Biz Gtrio yazarları olarak bu etkinliklerin bir kısmında yer alacağız. Sizi de orada görmeyi çok isteriz. Aklınızda bulunsun.

“Coming out” Halleri

19 May

Önemli olaydır şu “coming out” muhabbeti. Yani gizlendiğin yerden çıkıp dünyaya açıklamak: Arkadaşlar, ben g’yim, evet, kabul ediyorum ve açıklıyorum–demenin Frenkçesidir “coming out”. Ben şahsen “açıklamak” yerine “coming out” diyeceğim bu yazıda. Neden’i bende kalsın, olur mu?

Ferzan Özpetek’in son “Serseri Mayınlar”ı sonrası da baya konuşulur olan bu konu karmaşıktır, bunun binbir hali vardır, ama ben şahsen çok temel olarak bunların ikiye ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Coming out dediğiniz şey iki şekilde olur: Alkollü veya alkolsüz.

Alkolsüz olan en temizidir. İyice düşünülmüştür, açıklanacak aile bireyi veya dostlar karşımıza alınır, hafif bir kalp çarpıntısıyla açıklanır. Bu açıklamanın en güçlü olduğu nokta kendisinin “kesinlik unsuru”na sahip olmasıdır. Sonradan yalanlayamazsınız, geri döndüremezsiniz, karşıdakinin yanlış anlama imkanı yoktur. Netsinizdir, kesinsinizdir, çok güzelsinizdir.

Alkollüler ise iki şekilde olabilir: Sözle veya fiilen. Sözle arkadaş ortamında veya öyle uluorta söyleminizdir. İlkinden tek farkı kesinlik unsurunun hafifliği, kalp çarpıntısının kandaki alkol oranı nedeniyle olmaması bunun belirgin özellikleridir. Karşınızdaki “şu an çok sarhoşsun, sonra konuşalım” diyebilir, onun olgunluk eksiğine verin, geçin. Fiili açıklama ise en bombasıdır kesinlikle. Bir straight eğlencesinde beğendiğiniz adamı alır, kendinize çeker, öpersiniz ve gören kim varsa, öğrenmiş olur. Bu coming out kesinlikle en güzelidir, en doğalıdır, en safıdır. Bunu aşık olduğunuz adamla yapıyorsanız daha da güzeldir.

Başka coming out yolları da vardır elbet, ben daha çok kendi kullandıklarımı yazdım buraya. Ama hangi yolla olursa olsun, coming out hep güzeldir Sevgili Okuyucular. Aklınızda bulunsun.