Tag Archives: dizi

Hoşgeldin Mert Fırat

1 Eki

Engin Altan Düzyatan Fan Kulüp Başkanlığı’ndan istifa edişimin resmi basın açıklamasıdır.

Sevgili Okurlar,

Daha önceki “Dizilerin Getirdikler…” isimli yazımdan bildiğiniz üzere, EAD’yi sevmek aşkların en güzeliydi benim için. Kendisi adına kurduğum Fan Kulüp’e hiç adetimiz olmasa da—ya da başka üyemiz—iki sene üst üste başkanlık ettim. Ancak buraya kadarmış Sevgili Okuyucular.

Kendisi hala candır, canandır, çok yakışıklıdır, ses tonu hala acaip etkileyicidir; ama yollarımız artık kesin bir şekilde ayrıldı. Nedeni de “Kapalıçarşı” isimli güzide dizimiz. Kim derdi ki geçen sezon bir fan kulüp aktivitesi olan bu diziyi izlemek, bu sene EAD’yi kalbimizdeki yerinden edecek? Elinde Karaca’yla tam bir aile babası, buğulu gözleriyle tam bir İstanbul aşığı, harika saç modeliyle modanın şaşmaz takipçisi ve yumuk yumuk gözleriyle yakışıklılığının zirvesinde olan bu insan artık sevgimizin odak noktası değil.

Peki neden, dediğinizi duyar gibiyim. Tek bir yanıt var: Arda. Yani Mert Fırat.

Kendisi için daha önce yazmayı düşündüğüm bir yazı vardı, bugüne kısmetmiş.

Kendimize soralım, Türk tipi nedir Sevgili Okuyucular? Fransızların bir saç modeli, İtalyanların hayata yaklaşımı, İspanyolların kirli sakalla doruğa çıkan yakışıklılıkları, Amerikalıların kasları onları ele verir. Bakarsınız, hah bu şu ülkeden dersiniz. Peki ya Türkler?  Zaytung haberlerine konu olabilecek bir belirsizlik var Türklerin tipinde. Yani vardı. Mert Fırat’a kadar.

Mert Fırat fiziğiyle ve duruşuyla Türkiyemizin “Bilinçli, sporunda, traşında Mühendislik Öğrencisi” modelini yansıtmaktadır. Ne tam Anadolu bağrı, ne sonsuz urban, sonsuz şehir çocuğu… Kendisinin sınırsız oyunculuk ve kürekçilik yeteneklerini “Başka Dilde Aşk”ta zaten gözlemlemiştik. Tüm bu özelliklerine, Kapalıçarşı’da rakı adabını, çarşı kültürünü, aşık olmayı, oturup kalkmayı bilen bıçkın delikanlı canlandırmasıyla “Yeni Favorimiz” sıfatını kattı. Kendisini ne kadar tebrik etsem az.

Zaten kendisi de sanırım bu habere çoktan sevinmiş, bununla alakalı memnuniyetini belirten pozlar vermiş. Straight Cool’luk nedir, bizlere göstermiş. Kendisine her konuda 10 puan veriyorum.

İşte hayat böyle Sevgili Okuyucular ve Oyuncular. Daha iyisi gelince şu pop kültüründe, insan elindekini hunharca harcayıveriyor. Siz siz olun, gerçek hayatta böyle olmayın. Yoksa kimseniz kalmaz. Aklınızda bulunsun.

Reklamlar

Dizilerin getirdikleri…

12 May

Diziler günümüzde TV’lerin önemi ve İnternet’in yükselişiyle hayatımızda yer ettiler. TV’ler neredeyse her evin baş köşesinde, eh İnternet ise her yerden daha çok vakit harcadığımız engin bir okyanus. Bu iki şey, dizileri hayatımızın ortasına yerleştirmiş durumda. Biz de G’ler olarak kimilerine evet, kimilerine hayır diyoruz.

Bugün Türk kanallarında yayınlanan, biz G’ler için “harika” olarak adlandırılabilecek dizilerden bahsedeceğim. Her biri farkı nedenden dolayı listemize girdi. Ancak hiçbir şeyin tek nedeni yoktur denir ya, her neden her dizi tarafından paylaşılmaktadır. Ve sevgili okuyucular, başlıyoruz.

Bir Hayat Öğretisi Olarak – Aşk-ı Memnu

Hangi nedeni saysam?

Esas nedene gelmeden şunları aradan bir çıkarayım…

Her zevke göre bir erkek: Kaslı seviyorsan Behlül, dişlek seviyorsan Nihat, esmer seviyorsan Beşir, yaşlı seviyorsan Adnan, şişman seviyorsan Süleyman Efendi.

Moda takip ediyorsan, ki ediyorsun, modayı az-çok belirleyen dizidir kendisi. Allah’tan Vogue geldi de, rahat bir nefes aldık.

Gelelim esas nedene… Biz G’ler, 10 kişiyiz. Bu 1’den fazla kişi olma durumu çeşitli yetenekleri beraberinde getirir, hayata yaklaşımı değiştirir, hiçbir şey tek yolla halledilmez hale gelir. Peki bu dizi bize ne öğretir? Hayatı! Firdevs Hanım’ın zekası, taktikleri, krizlerdeki tutumuyla bir G hayatta daha da başarılı olmayı bu diziden öğrenir. Ayrıca karmaşık aşk ilişkilerini çözmek, bunlara rağmen yaşamak G’lerin hayatlarında bolca görülmektedir. Eh, Aşk-ı Memnu’dan daha iyi bunu kim anlatabilir?

Bir Trend Olarak – Ezel

İzlemiyorum, ama yazmak zorundayım. Çünkü kendisini listeye sokan şey, beni de yazmaya iten nokta: Ezel yeni trend dostlar! Ezel izlemeyenler hayattan dışlanmaktadır, bakın bana, baya hayattan dışlanmış haldeyim. Ezel, ödül aldı, herkesin dikkatini çekti, eh G’lerin takip zorunluluğu da böyle doğdu. Şu dünyayı yönetirken insanların ne izlediğine dikkat etmemiz gerek, değil mi?

Gerçi durun, hakkını yemeyelim dizinin. Öncelikle iki fazlasıyla seksi insanı barındırmakta: Bir ilah olabilen (bknz. Yazı-Tura sevişme sahnesi) Kenan İmirzalıoğlu ve Özgür Çocuk günlerinden beri hayallerimi süsleyen Yiğit Özşener. Kendisinin dizide kötü bir karakteri canlandırdığı söylenmekte. Yakışır.

Ayrıca bence kendisi Kenan İmirzalıoğlu kadar kocaman bi insan değil, o da kendisini daha “fethedilebilir” kılıyor. Eh, bu da G dünyasında az buz şey değildir, değil mi Sevgili Okuyucular?

Bir Fan Club Aktivitesi Olarak – Kapalıçarşı

Bu dizide her şey Nejat İşler’in diziden ayrılmasıyla değişti arkadaşlar. Diğer dizilerin hayat öğretisi var, trend olma durumları var, zartları ve zurtları da mevcut.

Ancak Nejat İşler’in canlandırdığı karakter öldükten sonra yerine gelen karakter bu dizi için her şeyi değiştirdi. Evet, Engin Altan Düzyatan’dan bahsediyorum. Hatta kendisine o kadar hayranım ki, bahsedemiyorum. Diziyi bir ibadet gibi, Engin’in o harika fiziği ile muhteşem sesinin birleştiği mükemmel varlığı noktasında izlemeye çalışıyorum ama aklımda hiçbir şey kalmıyor. Bakın, bir G’ye yakışmayacak şekilde ayrıntılara önem vermeyen “onun canlandırdığı karakter” gibi tamlamalarla yazıyorum yazımı.

Engin Altan’ın büyüsü, Kapalıçarşı dizisini izlemeyi adeta bir Fan Club üyeliği aktivitesi haline dönüştürüyor. Kendinin yavru köpek bakışları dizide aşık olduğu karaktere çevrildikçe, benim şahsen içimde bir gram yağ kalmıyor, hepsi eriyor, bitiyor.

Sonuç olarak…

Sonuç olarak bu üç dizi, biz G’lere çok güzel şeyler getiriyor. Bu nedenle sevgili okuyucular, ben bu dizilerin başına otururken, belirli kazançları hesaplayarak oturuyorum. Siz de “Allahım, neden izliyorum ki?” gibi kimi sıkıntılara düştüyseniz, argümanlarımı bir kere daha inceleyin. Size çözüm vadediyorum. Aklınızda bulunsun.

G Hayal Kahramanları 1: Kevin Walker

8 May

Burada yeni bir yazı dizisine başlıyor ve bildiğimiz sevdiğimiz dizilerde, filmlerde yaratılmış olan eşcinsel karakterleri irdeliyoruz. İlk sayıda, Brothers & Sisters dizisinden Kevin Walker’ı masaya yatıracağım (sakin olalım, gerçekten masaya yatırmama daha var). Önceden uyaralım: her ne kadar dizi hakkında spoiler vermemeye çalışacak olsam da, karaktere değinirken ufak ufak spoilerlar olabilir (ya da olmayabilir). Dolayısıyla, “Ne yaptın Gilbreth, ben o diziyi izleyecektim, şimdi her şey mahvoldu!” deme potansiyelini kendinizde görüyorsanız, size tavsiyem, bunu okumadan bir sonraki yazıya geçmeniz ve aynı zamanda Brothers & Sisters dizisini bir şekilde edinip izlemeye başlamanızdır. İşte başlıyoruz.

Oldukça tatlı olduğunu yukarıdaki resimden de görebildiğimiz Matthew Rhys’ın canlandırdığı Kevin Walker, dizinin ana kahramanlarından biri ve Walker kardeşlerin yaş sırasına göre 4.’sü. Birçoğumuz gibi ilk cinsel deneyimini bir kızla yaşamış olan Kevin, bu sevdadan kısa sürede vazgeçmiş ve çocukları birer birer götürmeye başlamıştır. Diziyi izleyenler bilirler ki, Walker ailesinde hiçbir şey çok uzun süre sır olarak kalmaz. Kevin’in eşcinselliği de ablası Kitty tarafından tüm aileye anons edildikten sonra, anneleri Nora, hemen bir eşcinsel derneğine üye olur. Walker’ların California’da yaşadığından bahsetmiş miydim? Evet, Kevin, çoğumuzun sahip olmadığı bir lükse sahiptir ve dünyanın en gay friendly eyaleti ve ailesi içerisinde büyümüştür.

Buna rağmen, her eşcinsel gibi onun da kimliği ile ilgili sıkıntıları olacaktır. Kötü giden ilişkiler, karşılıksız lise aşkları, tek gecelik kalp kırıkları derken o da G-Bunalım’dan haddini almakta geri kalmaz. Kendisi 38 yaşında olmasına rağmen (her ne kadar Matthew Rhys, karakterinden yaklaşık 7-8 yaş küçük olsa da), her şeyi oldukça yerindedir, fakat halen hayat arkadaşını bulamamıştır. Başarılı bir avukat olan Kevin, eşcinselliğini hem tüm ailesine hem de iş çevresine tamamen açmış güzide bir dostumuzdur.

Her ne kadar ilk sezonlar boyunca straight kardeşleri Tommy Walker (Balthazar Getty) ve Justin Walker(Dave Annable) tarafından, çekicilik konusunda gölgede bırakılsa da, Kevin ilerleyen sezonlarda hem yaptıkları, hem de kendine gelen özgüveni ve sempatikliğiyle ilk sırayla yerleşir. Zaten o zamana kadar Tommy’nin saçlarına ak düşer ve diziden uzaklaşır, Justin de iyice saçma bir karakter olur çıkar. Her ne kadar dizinin en seksi erkeği ünvanını Luc (Gilles Marini) ‘e kaptırmış olsa da, Kevin gönlümüzdeki erkektir. Televizyonda gördüğümüz bir çok eşcinsel karakterin aksine, onu ciddi duruşuyla ve şık takım elbiseleriyle bir “Man at Play” kıvamında izleriz ve bu kıvam da ona yakışır zaten. Agresif ve depresif yapısından sıyrılarak zamanla yakışıklı ve tatlı “ev erkeği” oluverir çıkar. Kevin, hem olmak , hem de sahip olmak istediğimiz eşcinsel modelidir: Güçlü, Başarılı, Açık, Yakışıklı, Duygusal ve Eğlenceli. Dizi boyunca Kevin, çok az bölümde “çık çık” lara maruz kalır. Genelde yaptıkları tasvip edilir. Tasvip edilmeyen şeyler de empati kurarak ona hak verebileceğimiz defolardır. Her ne kadar, erkeğine sadık bir koca olan eşcinsellere “gerçekçi değil” diye yaklaşabiliyor olsak da, aslında Kevin da bu yaşa gelene kadar neler yapmıştır neler. Dizideki flashbacklerden ve imalardan anlayacağımız üzere bir çok macera yaşamış ve sadık olmayı çok da becerememiştir. Kariyerinin başındakı aşçı Scotty, gizli eşcinsel dizi yıldızı Chad, ve Methodist rahip Jason dizi boyunca Kevin’dan nasiplerini alırlar. Üçünün de Kevin’in hayatına giriş çıkışlarını (hayatına dedim) gözlemleriz ve aslında anlarız ki benzer tip ilişkileri biz de yaşamışız. Amerika televizyon tarihinin en önemli sahnelerinden biri olarak nitelendirebileceğimiz “Kevin’ın Düğünü” sahnesinde ise Kevin’i yine en tatlı haliyle izleriz. Kendisini tam bir demokrat olarak tasvir etse de, bir anda cumhuriyetçi bir siyaset adamı oluverir ve buna rağmen yaptıklarıyla yine alkışlarımızı toplamayı da bilir.  O artık her zaman doğruyu savunan, idealist bir hukuk adamı olmuştur. Dizideki çıkışlarıyla, “Evet bu adam gerçekten tek başına 10 kişi” diyebileceğimiz kadar da iflah olmaz bir eşcinseldir. “Ben avukatım” karizmasıyla tozu dumana katar, herkese ağzının payını verir ve laf sokmayı da ihmal etmez.

Mükemmel Çift’e G ayarı

3 May

Bir ihtimalle duydunuz. Türk televizyonlarına yeni bir dizi hazırlanıyor bu aralar. En G friendly ülkelerden biri olduğunu bildiğimiz Arjantin adlı güzide ülke menşeili, oldukça popüler, orjinal adıyla “Los Exitosos Pells” dizisinin uyarlaması olarak yayınlanacak “Mükemmel Çift” olarak adlandırılan dizi. Dizinin konusunu kısaca özetleyelim. Bay ve Bayan Pells, ülkenin en popüler haber programını sunan haber spikerleridir ve bu sayede aynı zamanda ülkenin en ünlü şahısları olmuşlardır. Fakat bu mükemmel çift görüntüsünün ardında, özel hayatlarında tamamen farklı bir yaşantı bulunmaktadır. Bay Pells, televizyon kanalının patronunun oğlu ile mutlu, ama gizli bir ilişki sürmektedir. Kanalın patronu, bir kavga sırasında Bay Pells’i bir kaza sonucu öldürdüğünde, ona tıpatıp benzeyen başarısız aktör aceleyle onun yerine geçirilir. Kendini karmakarışık bir hayatın içinde bulan “yeni” Bay Pells’in başından geçenler, dizinin temasını ve eğlence kaynağını oluşturur.

Dizinin türk versiyonunda ise Bay Pells’i, Tardu Flordun, Bayan Pells’i ise Songül Öden, adındaki hoşça bayan arkadaşımız canlandıracak. Orjinal senaryoya göre, dizinin ilk bölümünün finalinde Tardu Flordun, kanalın patronunun oğlu ile öpüşecekmiş. Tabii ki, bu açıklamaların dizinin yayınlanmasından aylar önce ayyuka çıkmasının altında yatan art niyeti görüyor ve dizinin popülaritesini arttırmak için yapılan bu küçük hareketçiğe çok fazla değinmiyorum. Tabii ki, böyle bir şeyin yapılmayacağını biliyorduk. Çünkü türk televizyonlarında eşcinseller; sadece kırık kırık etrafta dolaşan, cinsel hayatı olmayan, freak show kapsamına alınabilecek bir karaktere büründürülmüş “güldürü” unsurları olarak yer almaya mahkumdur ve her zaman tekil olarak temsil edilirler. Straight görünümlü, yakışıklı, kariyerinde başarılı, halk tarafından sevilen (fakat eşcinselliği bilinmeyen) bir karakter olan Bay Pells, Türk halkının bildiği-sevdiği eşcinsel televizyon karakterinden çok uzak olmasını bir kenara bırakın, bir de cinsel hayatı olacak, üstüne üstlük gayet mutlu olduğu, düzenli bir ilişkisi de olacak. Türk televizyon standartlarına tamamen aykırı. Bu konsept televizyonumuzda o kadar abuk sabuk sulandırılarak işlenecekti ki, bırakın 70 milyonu, buna ben bile hazır değilim. Bunu da hepimiz kabul edelim.

Gelelim asıl değinmek istediğim can alıcı noktaya: dizinin haberleri gay camiasında ayyuka çıkarıldıktan sonra, yapımcılar bir gay dizisi olarak tanınmaktan kortuklarından kelli, öpüşmeyi, sarılma’ya düşürdüklerini (ki bu düşürme devam edecektir kanımca) açıkladıktan sonra, senaryoyu hazırlama aşamalarında aklına gelen parlak fikirlerini de kamuoyuyla paylaşmadan edememişler. Dizinin yapımcısı Endemol Türkiye adlı şirketin patronu Ansi Elagöz, yapım aşamasında Tardu Flordun’a senaryoyu açıklamış ve Tardu’nun eşcinsel bir karakteri canlandırmak istememesi ihtimali üzerine alternatif bir senaryo hazırlamışlar. Bu alternatif senaryoda ise gay sevgili’nin yerine “Şişko ve Çirkin bir kız” sevgili karakteri yaratılmış. Tardu’nun sorun olmayacağını söylemesiyle bu alternatif senaryoya ihtiyaçları kalmamış (keşke kalsaymış). Sevgili Elagöz’ün, denklik teorisine kamuoyuna sunduğu şekliyle değinmeyi borç bilirim. Dizideki, toplumdan gizlenen, ünlü ve kariyer sahibi bir karakterin eşcinsel ilişki içerisinde olması skandalını, aynı pozisyonda birinin “Şişman ve Çirkin” (kime göre?) bir karakterle yaşadığı ilişkiyle aynı derece skandal olması mı yapımcı şirketin bir ayağını çukura sokuyor? Yoksa eşcinsel bir erkeğin, şişman ve çirkin (hem şişman, hem çirkin, sevimli bile değil) bir kıza denkliğinin kurgulandığı senaryonun alenen kamuoyunun önüne sunulması mı sokuyor? Peki güzide yapımcının her iki ayağı da gerçekten çukurda mı? Bize buradan şu mesaj veriliyor:

Evet, eşcinselliğin toplum tarafından istenmeyen, ayıplanan bir durum olduğunun ve ünlü birinin eşcinsel olmasının duyulması halinde skandal olacağının farkındayız. Tüm bunların, şişman ve çirkin bir kız denkliğinde olduğunu düşünüyor ve onların da aynı derecede istenmezlik yaratacağını savunuyoruz. Güldürü unsuru yaratabilmek için, toplumun tüm hassasiyetlerini her şekilde kullanabiliriz.