Tag Archives: aile

Okuyuculara Soruyoruz: Düğünler neden işkence?

29 May

Daha önce de yazmıştım, bu aile ziyaretleri bana hiç iyi gelmiyor. Dengem bozuluyor, gairp bir sınırlanmışlık hissi, korkunç bir sinire dönüşüyor. Out olmadan geçirilen sinir nöbetleri geri dönüyor sanki. Nefret ediyorum aile ziyaretlerinden.

Hele bu aile ziyaretleri yıllarca yurt dışında yaşayıp, azıcık yurda döndükten sonra yapılıyorsa. Hele bu aile ziyaretleri, sevgilinin kucağından kalkılıp, İzmir sıcağına gelmek suretiyle gerçekleşiyorsa.

Annem ben daha Amerika’dayken tutturdu; ‘Bu düğüne katılmamız lazım. Sen de geleceksin.’ Beni aldı bir telaş. Etraftaki herkes bana ve aldığım eğitime saygı duyacak da, ben ağzımı açınca başlayacak yine o sorgulayan bakışlar, suratıma fırlatılan ‘acaba?’lar.

Kaldı ki, normal hayatımda hiç umrumda değil. Yolda sevgilimle öpüşürken biri laf etse, karşılığını çat diye veriyorum. Çalıştığım insanlarla, arkadaşlarımla, partide yeni tanıştığım birisiyle gay hakları üzerine muhabbet ediyorum, şakalarımı yapıyorum, erkek kesiyorum. Bunlarda hiç mi hiç sorun yok.

Ama hala açılınmamış bir aile var. Bir şekilde susturmuşum ‘kız arkadaşın var mı?’ sorularını –Hayır, yalan söyleyerek değil. Kariyerimi bahane ederek. Ayrıca o günden beri hep ‘evleneceğim insan’ dedim, cinsiyetsizleştirdim kelimelerimi, güzel bir önhazırlık olarak algılanabilir.- Onlara ‘Kahrolsun Heteronormativite’ temalı konuşmaları hala yapamıyorum.

Ayrıca insan merak ediyor: Şimdi Grindr’ı açsam etrafta kimi görürüm acaba? Şu bekar masasındakiler gerçekten bu kadar tatlı mı, yoksa ben kendimi mi kandırıyorum? Tek başına zeybek oynayan şu dalyan gibi delikanlıyı kaç dakika pürdikkat izlemem makbul? –Bu soruların cevaplarını özellikle burada yaşayan dostlardan istiyorum.-

Ayrıca etrafta ve özellikle düğünlerde kimse korkunç yüksek homoerotizm’in farkında değil. Oynarken birbirinin gözlerinin içine gülümseyen damat ve arkadaşları, insanların birbirini sürekli her fırsatta öpmesi, yaşlı amcaların ufacık adale gördüklerinde onları sıkması – en son omzuma petit bir mesaj aldım alakasız bir amcadan.

Hiç tarzım olmayan aşırı bunaltıcı bir yazı yazdım Sevgili Okuyucular, ama söyleyin: Sizce de artık kazan kaldırma vakti gelmedi mi? Pride’a katılınca işler bitiyor mu? Kendimize dair bir sistem geliştirmişiz, out and proud işlemiyor burada, o çok belli. Ama yine de kendi alanımızı artıracak birkaç kolektif adım atsak fena olmaz mı? Daha dün yeni Anayasa tartışmalarında bloke edildi cinsel tercih ve cinsel yönelime göre ayrımcılığın yasaklanması. Belki hayatta kalıyoruz, ama işler hiç iyiye gitmiyor. Bir düğün bile işkenceye dönüşmüşse, oturup düşünmemiz şart arkadaşlar.

Paylaşsanıza düşüncelerinizi bizle. En azından bunu yapalım. Haydi!

Reklamlar

“Hetero” Gibi Yapmak…

4 Tem

Yazın gelmesiyle birlikte hayatımızda pek çok şey gerçekleşmiş durumda Sevgili Okuyucular. Bunları diğer yazılarımda da belirttim. Bu yazıdaki konumuz yazın getirdiği diğer o garip anların en can sıkıcısı: “Hetero gibi yapma”nın dibine vurduğumuz günler, geceler, haftalar ve belki aylar. Evet, o korkunç zamanlardan bahsediyorum.

Ailelerinden ayrı yaşayanların aile arasına karışınca sıkça yaşadığı dönemler bunlar. Tüm seneyi rahat rahat “G dostu” yerlerde geçir geçir, sonra bunlara maruz kal! Nedir peki bu maruz kalınan kötü anlar?  İşten izin alınca ailemize şöyle bir uğruyorsak, deniz kenarındaki yazlıkta ikamet eden ailemizi haftasonu kaçamağı çerçevesinde ziyaret ediyorsak, okul tatilinde onlar yaşadığımız şehre geliyorsa ya da biz kös kös babaocağının yolunu tutuyorsak o aşırı rahatsız edici ortamlara bu ortamları çok iyi tanıyoruz. Sadece kendi ailemiz değil, arkadaşlarımızın ailelerine de büyük bir oyun oynuyoruz. Ah bu bitmek tükenmek bilmeyen performans!(ki bunun en güzel karikatürünü bu sene Ferzan Özpetek “Serseri Mayınlar”da biraz abartılı olsa da çizmişti.) Bir de düğünler var, her aile büyüğünün evlenmeniz konusunda şakayla karışık görüş beyan ettiği, kimilerinin işi abartıp size kız baktığı o gergin eğlentiler. Bunlara ek mezuniyet baloları var ki, o apayrı bir fenomen, onu ayrı bir yazıda inceleyeceğiz. İşte tüm bu zamanlarda ailemize söylediğimiz yalanlara yenilerini ekliyoruz, yapmacık tavırlarla eski okul arkadaşlarımızla kız kesmek zorunda kalıyoruz veya ailemizin sırtımıza vurup düğünde o çirkin kızı dansa kaldırmamız ısrarlarını görmezden geliyoruz. Evet, “out” olmak harika bir şey, bunu her seferinde destekliyorum, ama kimi insanlara “out” olamıyorsanız veya sadece olmamayı tercih ediyorsanız, bu rahatsız edici ortamlara da uyum göstermek zorunda kalıyorsunuz.

Ortak acı çektiğimiz alanları tanımladım, şimdi tavsiyelere geçiyorum. Bu zor durumlar için size bir iki öneri getireceğim şimdi.

İlk çaba konuşmayla alakalı. Konuşmanızdaki tüm “feminen dokunuşları” yok edin bakalım. “Ay, falans, aaaaaabiiiiii”ler yok. Kelimeleri uzatmak yok, laf düşünürken “hımmm” lar yok. Kibarlığın hiç alemi yok, maçoluğun dibine vurmak için kahkahaları da kısmak gerek. Çok sert kurun cümleleri, futboldan bahsedin, “bu sene X moda değil” cümlesi ve benzerlerini konuşmalarınızdan kati suretle çıkartın. Başaracaksınız.

Gelelim vücut diline. İnsanların elini sıkın, güçlü sıkın, gerekirse öpüşmek için kafanızı öne eğin fakat o ucuz traş kolonyası sizi büyülerken komşunuzun oğlunu “muckk” diye öpmeyin, mesafeli davranın. Bacak bacak üstüne atmak yok, ayırın o bacakları, çok büyük benimki desin bacaklarınızın pozisyonu.

Eğlenirken çok dikkatli olun. Hande Yener’i ne kadar sevdiğiniz size kalsın, içinizden gelen dans figürlerini “Love”a, “Piyasa”ya falan saklayın. O çirkin kızla dans etmek zorunda değilsiniz ama ölçülü oynayın, Ege Bölgesi’ndeki düğünlerde Zeybek oynayanlara öyle hayran hayran bakmayın. Horona, halaya girin ama, kolektif danstan zarar gelmez.

Eğer sevgiliniz varsa cep telefonunuzu ya oldukça kişisel bir hale getirin veya sevgilinizin adını değiştirin. Arada falso vermekten korkuyorsanız, ondan “bir arkadaş” diye bahsederken kendinizi ele vermekten çekiniyorsanız o yokmuş gibi davranın, hiçbir örneğini vermeyin.

Ayrıca restoranın kapısından giren o yakışıklı çocuğa buseferlikbakmayıverin, kendi şehrinizde yaşarken baktıklarınıza sayın. Plajda iyi bir güneş gözlüğü edinmeden hayatta adam kesmeyin, o su damlaları o kaslı kollardan bırakın süzülsün, çaktırmayın, önünüze bakın. Dünya Kupası izlerken çok dikkatli olun. Özellikle Hollanda ve Almanya’nın yakışıklıları karşısında kendinizi kaybetmeyin.

Ya da, benim naçizane önerimdir, bunları kafaya takmayın, kim ne derse desin onu hiç takmayın, istediğiniz gibi konuşun, istediğiniz gibi eğlenin, açık edin veya etmeyin fark etmez.  İyi biri insansanız,  “hayırlı bir evlatsanız” aileniz bu farklılığınızı diğer farklılıklarınız gibi görmezden gelecektir. Bir müjde: Kimileri gerçekten fark etmiyor bile! Görmezden gelirlerse, tepki verirlerse, ağzınızı ararlarsa bu sefer onların ağızlarının payını, o da isterseniz, verirsiniz. Potansiyelinizi konuşturun, siz doğuştan manipülasyon uzmanısınız.

Yok, ben mahkumum ailemin yanında kendimi kasmaya diyorsanız, bu “rolün” tadını çıkarın. Azıcık maço olmaktan kimsenin G’liğine zarar gelmez. Kim bilir, belki bu roldeyken siz, birilerinin radarına girer, kendinizi ona aşık bile edebilirsiniz. Her şeyden bir hayır doğabilir. Aklınızda bulunsun.

“Coming out” Halleri

19 May

Önemli olaydır şu “coming out” muhabbeti. Yani gizlendiğin yerden çıkıp dünyaya açıklamak: Arkadaşlar, ben g’yim, evet, kabul ediyorum ve açıklıyorum–demenin Frenkçesidir “coming out”. Ben şahsen “açıklamak” yerine “coming out” diyeceğim bu yazıda. Neden’i bende kalsın, olur mu?

Ferzan Özpetek’in son “Serseri Mayınlar”ı sonrası da baya konuşulur olan bu konu karmaşıktır, bunun binbir hali vardır, ama ben şahsen çok temel olarak bunların ikiye ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Coming out dediğiniz şey iki şekilde olur: Alkollü veya alkolsüz.

Alkolsüz olan en temizidir. İyice düşünülmüştür, açıklanacak aile bireyi veya dostlar karşımıza alınır, hafif bir kalp çarpıntısıyla açıklanır. Bu açıklamanın en güçlü olduğu nokta kendisinin “kesinlik unsuru”na sahip olmasıdır. Sonradan yalanlayamazsınız, geri döndüremezsiniz, karşıdakinin yanlış anlama imkanı yoktur. Netsinizdir, kesinsinizdir, çok güzelsinizdir.

Alkollüler ise iki şekilde olabilir: Sözle veya fiilen. Sözle arkadaş ortamında veya öyle uluorta söyleminizdir. İlkinden tek farkı kesinlik unsurunun hafifliği, kalp çarpıntısının kandaki alkol oranı nedeniyle olmaması bunun belirgin özellikleridir. Karşınızdaki “şu an çok sarhoşsun, sonra konuşalım” diyebilir, onun olgunluk eksiğine verin, geçin. Fiili açıklama ise en bombasıdır kesinlikle. Bir straight eğlencesinde beğendiğiniz adamı alır, kendinize çeker, öpersiniz ve gören kim varsa, öğrenmiş olur. Bu coming out kesinlikle en güzelidir, en doğalıdır, en safıdır. Bunu aşık olduğunuz adamla yapıyorsanız daha da güzeldir.

Başka coming out yolları da vardır elbet, ben daha çok kendi kullandıklarımı yazdım buraya. Ama hangi yolla olursa olsun, coming out hep güzeldir Sevgili Okuyucular. Aklınızda bulunsun.

21.yy’ın Sosyal Güvenlik Problemi: Eşcinsel Evlilikler

2 May

Eş-yazarı olduğum Evlilik Hukuku adlı kitabımdan alıntıdır.

Modernleşme sonrası içinde bulunduğumuz bu post-modern dünyada, ekonomik krizlerin de harcamalar açısından daha liberalleştirdiği devlet ekonomisi ile kurumsal yapının gün be gün sosyal güvenlik harcamalarından elini çektiğini, bu açığın da en ilkel sosyal güvenlik kurumu olan aile ile kapatılmaya çalıştığını görmekteyiz.

Tam bu sebepten Gay Evliliklerin yasal olmadığı hukuk sistemlerinde, söz konusu bireylerin, en temel ihtiyaç olan kendini yaşadığı toplum içinde sosyo-ekonomik olarak güvende hissetme imkanı bulunamamaktadır. Her ne sebepten olursa olsun devlet kurumları ile tüm vatandaşları için sağladığı bir hizmetin bir kısmından kendi hukuk düzenince kurulmuş bir kuruma güvenerek vazgeçiyorsa bu kurumunda yine tüm vatandaşları kapsaması vazgeçilmezdir.

Dünya çapındaki standart istatistikleri yorumlarsak bugün Türkiye’de en az İsrail’in nüfüsu kadar (7 milyon) gay bulunmaktadır.  Bu insanların büyük bir kısmının straight evlilikler içinde olduğunu, diğerlerinin de toplumsal dışlanma ile tutunamayanlar konumuna geldiğini kabul edelim. Söz konusu bu yalan, muhtemel alakasız sebeplerle boşanma ile sonuçlanacak evliliklerin toplumsal gelişim üzerinde yaratacağı engeli bir düşünmek, öte yandan tutunamayan pozisyonuna gelmiş gay’lerin kaybettiğimiz olası toplumsal katkısını hesaplamak bu noktada büyük önem arz etmektedir.

Bugüne baktığımızda Türkiye’deki gay’lerin sadece çok azının üst-soyları ile bağlarının kuvvetli olduğunu ve hiçbirinin kendisine bir aile kurma imkanı olmadığını görüyoruz. Bu durumda sosyal güvenlikte gelinen bu noktada kendilerine bir yer bulmaları oldukça güç.

Aile kurumunun kutsallığı diyecekseniz: Aile hukuken tanımlanmış bir kurum olup, kutsallığından öte toplum hayatının sağlıklı bir şekilde ilerlemesi, ekonomik kaynakların paylaştırılması açısından önem arz etmektedir. Bu kurumun karşısındaki en büyük engel farklı cinsel tercihler değil single‘lardır. Toplumsal değerlerin kaybolması iki erkeğin ya da iki kadının evlenmesi ile değil bekar hayatının favorize edilmesi ile gerçekleşir. Öte yandan bireylerin hayatlarına tek başlarına devam etmesi ekonomik düzen içinde de hiç öngörülmemiş sonuçlar doğuracaktır (durumu hayal bile edemeyenler için örn: kiraların yükselmesi).

Teknolojik gelişmelerler ve sahip olduğumuz imkanların artması ile sürekli özgürleşen zihinlerle Türkiye’de de gay’lerin kendilerini eskisinden daha az sakladıkları açık olup her geçen gün daha fazla gay daha rahat bir şekilde cinselliğini yaşayacaktır. Eşcinsel evliliklerin yasal olarak tanınmamışlığı ile bu insanların aile kurma imkanları olmamakla beraber, toplumda da yaşam boyu bekarlığın kanıksanması ortaya çıkacaktır.

Dahası aile özünde muhafazakar bir kurumdur. Bu muhafazakarlığının içine gay’leri almaması onu kendisine karşı yeni bir tehdit yaratmaktan başka hiç bir şey sağlamayacaktır. Bugün statüko da iki erkeğin evlenip, evlat edinip, aile kurup topluma yararlı bir yaşam sürmesindense 7 milyon kişi yozlaşmış ilişkilere sürüklenmekte ve bu sadece kaybet-kaybet durumu yaratmaktadır. Bunun en kolay çözümü hukukun, toplumun muhafazakarlığından bir adım öteye geçip söz konusu kavramları yeniden şekillendirmesi ile mümkün olacaktır.