İlahi İşaret

31 Mar

Ayrılık sonrası dönemin en belirgin özelliklerindendir geleceğe karşı umutsuz olmak. İnsan sürekli şu hayatta ne kadar yalnız olduğunu kendine söyler durur. Üzerine arkadaşlarının ‘Sana zaten layık değildi!’ ‘Daha iyisini bulacaksın, bak görürsün.’ gibi lafları nedeniyle, insan kendini daha da kötü hisseder. Evet, hem onca zamanı boşa harcadım, hem de asla eski sevgilim gibi güzel konuşan, hakkını vererek seven, harika öpüşen ve sevişen birisini bulamayacağım, diye düşünür durur insan.

Ta ki ‘ilahi işaret’e kadar.

Image

Şimdi diyeceksiniz, bu Giddens blog’dan uzak geçirdiği zamanlarda iyice dine bağlamış, ilahi milahi diyor. Hayır Sevgili Okuyucular, dine sarmadım. Arada yoga filan yapmış olsam da, hala Uzakdoğu felsefelerine de bulaşmadım. Ama benim şu an en kötüsünden bir magic realist bir sıfata ihtiyacım var. Zira tanımlayacağım şeyin rasyonellik çerçevesinde açıklanabilir bir hali yok.

two guysİlahi işaret dediğim şey çok basit. Hani bazen bir sitede, bir telefon uygulamasında veya bir konferansta birisiyle karşılaşırsınız, muhabbet kendiliğinden ilerler, hem de sadece ilerlemez, çok güzel ilerler. O an tek istediğiniz o insanla çok daha fazla vakit geçirmektir, ve o insan sizin ilahi işaretinizse onun da yapacak başka hiçbir şeyi yoktur, tüm bir geceyi veya hafta sonunu sizinle geçirebilecektir. Ve en önemlisi, oyunun kuralı bellidir: Belirli süre bitince o şehrine dönecektir ve bir daha görüşmek büyük ihtimalle imkansız olacaktır.

Sevgiliden yeni ayrılmış bünyeye bundan daha güzel bir terapi olamaz. Çünkü az zamanda her türlü iletişimde çok büyük işler başarmanın hafifliği hem insanı feraha erdirir, hem de insanın içini bir umut kaplar. İnsan farkına varır ki, bu güzel adamlar dünyada mevcutlar ve herhangi birisiyle tanışmak aslında sadece şans işi.

İlahi işaret size ne arıyorsanız bulacağınızı gösteren büyülü bir andır. İlahi işaret hem sırtınızı sıvazlar, kendinizi iyi hissettirir, hem de her şeyin daha iyi olacağını mükemmel bir şekilde gösterir.

LAŞu zamana kadar bu işaretlerden iki tane aldım. Bir tanesinde Los Angeles’tan şehrime kitap tanıtımı için gelen genç, başarılı ve çok yakışıklı bir antropolog ile bütün gece boyunca tüm iletişim yöntemlerini kullanarak ruhumuzun en ince derinliklerine bakmıştık. Hala arada konuşuruz, ama mesela ben Los Angeles’a gittiğimde onu aramam. Çünkü tek gecelik o ilişkimizde şu zamana kadar yaşadığım pek çok uzun ilişkiden daha güzel öyle şeyler paylaştık ki, o büyülü an bize yetti. Jesse ve Celine gibi 20’li romantikler olmadığımız için de bir daha görüşelim diye tutturmadık hiç.

kahireİkincisi ise bu yazıyı bu sabah bana yazdıran, yine genç, başarılı ve çok yakışıklı birisi ama bu sefer ilahi işaretimiz bir kültürel çalışmalar doktora öğrencisi. Okulumuzdaki konferansta sunum yapmak için Kahire’den kalkıp gelen bu harika insanı ilk günden gözüme kestirmiş olsam da ancak konferansın kapanış yemeğinde yakalayabildim. (Evet, işkolik genlerim hala hayatta.) Konuştuk, yemek yedik ve sonrasında ben mi onu bırakmadım, o mu beni bırakmadı, orası belli değil. Kendisini şehrimizin ünlü gay hipster partisine davet ettim, davetimi hemen kabul etti, tüm gece ince bir zekayla örülmüş hem direkt hem de imalı—tam bir mental mastürbasyon örneği—diyaloğumuzla geçti. Gecenin sonunda öyle bir noktaya gelmiştik ki, ikimiz de yatmanın iyi bir fikir olmayacağı hususunda birleştik ve o, tüm dekolonizasyon teorilerini geriye çevirerek, reddettiği egzotik kimliğinden, egzotik kimliğini reddeten başka bir öznenin gözünde, muhteşem bir egzotik kimlik yaratmış oldu. Bu nedenle ben sabah baş ağrımı bir yana koyup, böylesi bir zekanın ve hinliğin nasıl da böyle güzel bir vücut ve yüzde birleştiğini düşünürken, kendisinin ilahi işaretlerimden birisi olduğuna kanaat getirdim.

Kahireli bu dostum da, Los Angeles’lı antropolog gibi, bana verilen bir işaret aslında. Ve akıbeti de onun gibi olacak. Sabah uyanınca hemen Kahire’de çalışma ve Arapça öğrenme planları yapmış olsam da, biliyorum ki bu his yarın veya öbür gün geçecek. Ve ben Kahire’ye gittiğimde onu aramayacağım. Ama Kahire’ye gideceğim. Hayat böyle bir şey. Kimileri yeniden karşılaşmak için kitap yazıyor, benimse tek derdim güzel yerler görmek.

Al Jazeera TV’ye gay öpücük

26 Mar

Al Jazeera TV, Madrid’deki muhabirine, İspanya’da yapılan en son seçimin sonuçlarıyla ilgili yorum almak için bağlanıyor. O sırada canlı yayında olanlar, ya orta doğu ülkelerindeki homofobiye, ya da söz konusu seçimi kazanan PP’nin tutuculuğuna ve G düşmanlığına bir tepki. Hangisi olursa olsun, büyük ihtimalle Al jazeera’nin ve orta doğu’daki ülkelerin büyük bir kısmının televizyonlarında yayınlanan ilk “Gay Kiss” olabilir. Bence çok tatlılar.

G Seyahat Rehberi vol.1: Sitges

23 Mar

Sitges’i (Okunuşu: Siçes) herhalde daha önce duydunuz. Hatta gitmiş olmanız bile mümkün. Ben çokça defa ve en önemli zamanlarında Sitges’te bulunduğum için artık bu güzide G tatil beldesini sizlere tanıtmak için bir yazı yazmanın da zamanı geldi. Ee yaza da az kalmadı, artık tatilinizi planlamaya başlamanız lazım. Ben de sizleri düşündüm. Daha önceki yazılarda bu tarz bir seyahat rehberinin sinyallerini size vermiştim. Bu yazı serisinin de ilk bölümü için Sitges’i seçtim. Öyleyse öncelikle Sitges’in nerede olduğuyla başlayalım. Aslında buraya bir harita koyacaktım ama zaten artık öyle antikalıklar yapmaya da gerek yok. Bir şekilde becerip bu siteye girebildiğinize göre bir zahmet google’a Sitges yazdığınızda nerede olduğunu görebiliyorsunuz haritadan. Sitges, Barselona’ya 38 km uzaklıktaymış. Dolayısıyla bu da Sitges’e bir seyahat düzenlemeyi kolaylaştırıyor. Barselona’ya gitmeye karar verirseniz, özellikle de mayıs-ekim ayları arasında bir tarihteyseniz, mutlaka günübirlik de olsa Sitges’e bir uğrayın.

Sitges, dünyanın en gay-friendly yerlerinden biri olarak gösteriliyor. Gerçekten de öyle. Fakat bana göre dünyanın en gay yerlerinden biri değil, size bunu hissettirmiyor. Demek istediğim, eğer Pride haftasında falan gitmediyseniz, bir Gay Eğlence Parkı’na gelmiş gibi hissetmeyeceksiniz kendinizi. Bu da bence iyi bir şey. Zaten resimden de görebileceğiniz gibi küçücük bir yer, bir de gözümüze gözümüze “GAY” sokulmasına gerek yok. Her ne kadar Gay/Lesbian travel destination olarak lanse edilse de ben hiç lezbiyen popülasyonuyla karşılaşmadım. O yüzden buradan lezbiyen takipçilerimize bir “sorrryyy” yolluyoruz. Fakat şunu da ekleyelim ki, Sitges sadece gayler için değil, her tipten insan için güzel bir tatil seçeneği.

 

Nasıl Gidilir?

Ben Sitges’e gitmenin üç yolunu biliyorum, zaten daha fazlasına da gerek yok. Birincisi Barselona’da Sants ya da Passeig de Gracia istasyonlarından Renfe trenlerine binerek gitmek. Yarım saat sonra Sitges’te oluyorsunuz. Trenler gayet rahat ve eğer gündüz giderseniz camdan enteresan bir manzara eşliğinde geleceksiniz. Tren tabii ki belli saatlerde var, örneğin gece gec saatlerden sabaha kadar tren yok. Tam saatlerine ihtiyacınız olursa Renfe’nin sitesinden (www.renfe.com) öğrenebilirsiniz. İkinci yolu El Prat Havaalanından, Barselona’ya hiç gitmeden direk Sitges’e geçmek istiyorsanız, özel otobüs şirketlerinin otobüsleri var. Onları havaalanında bulabilirseniz (benim için bulmak çok zor olmuştu) onlara binip cüzi bir meblağ ödeyerek Sitges’e varabilirsiniz. Üçüncü yolu da taksiye binmek. Dalga geçtiğimi düşünebilirsiniz ama bunu yazmamın bir sebebi var. Geceyarısından sonra Sitges’den dönmek için ne tren ya da otobüs bulacaksınız. Sitges belli bir saatten sonra  yapacak hiçbir şey bulamayacağınız bir kasaba, eğer kafanızı sokacak bir yeriniz, kumsalda içecek içkiniz ya da sevişecek birileriniz yoksa Barselona’ya dönmek isteyebilirsiniz. Bu durumda bir şekilde bir taksi çağırıp, Barselona’ya 60 euro karşılığında, fantastik yollardan ulaşabilirsiniz. (Evet bunu yaptık)

 

Minimal Sightseeing

Gündüz şehirde öncelikle biraz bu küçük ve sevimli akdeniz kasabasını yürüyerek tanıyabilirsiniz. Sahile inmeden önce biraz ara sokaklarda takılın. Kasabanın sahil şeridinin hemen hemen ortasında ise küçük surları, kalemsi bir yapısı ve kilisesi var. Burası hoş bir yer, genelde evlenen çiftler buraya gelip fotoğraf çektiriyorlar. Siz de yapabilirsiniz. Bu kilise-kale karışımı yapıdan sahil boyunca kuzeye doğru giderseniz, güzel restoranların olduğu bir sahil şeridine geleceksiniz. Burada, biraz da cebinize güveniyorsanız güzel bir şarap açtırıp, deniz ürünleri ağırlıklı ispanyol yemekleri yapan bir kaç güzel restoran var. Onları tercih edin. Paella pek tavsiye etmiyorum ama güzel balık kızartmalar, kalamarlar gibi çeşitli lezzetleri bulmanız mevcut. Restoranda oturup pahalı şarabınızı içerken, sahilden geçenleri veya sizin gibi yemeğini yiyen G’leri kesebilir hatta tanışabilirsiniz. Başka bir opsiyon da Grindr açıp beğendiklerinizle tanışmak olabilir. Fakat İspanya’da bu Grindr çok fazla kullanılmıyor, zaten yurtdışından gelenler de otelde falan değillerse genelde internete bağlanamadıkları için çok verimli bir sonuç alabileceğinizi söyleyemeyeceğim. Yine de eğlenceli bir şeyler yakalayabilirsiniz. Bahsettiğim restoranlar dışında şehrin bu kısmının çok fazla bir olayı yok. Ha bir de buralarda bir yerlerde gezinirken Bacardi’nin müze-dükkan karışımı bir binasına rastlayabilirsiniz. Bacardi ailesi Sitges’liymiş meğer ve buradan Küba’ya gidip Bacardi Rom’larını üretmeye başlamışlar falan filan gibi bir hikayesi var. Rom sevenlere de bunu belirtelim.

 

Beach

Eeee hala bu rehberin pek bir G’liğini göremedik dediğinizi duyar gibiyim. O zaman hemen bu kilise-kale karışımı yapıdan yine sahil boyunca bu sefer güneye doğru gidelim. (kuzey güney ayrımını yapamazsanız, suratınızı denize doğru verirseniz solunuz kuzey, sağınız güney oluyor bu kasabada.) Sahili takip ederken yürürken, bu noktadan itibaren sıra sıra dizilmiş kumsallar var. Vücudunuza güveniyorsanız üstünüzü çıkarın, güvenmiyorsanız kendinizi en çekici bulduğunuz halinize sokun bir şekilde ve kumsalların üstündeki setten yürümeye başlayın. Aslında bu bölgeyi Cruising zone olarak da kabul edebilirsiniz. Burada Cruising’den bahsetmişken, hemen ekleyelim Sitges’te gidebileceğiniz 1-2 tane sauna da var. Ben hiçbirini denemedim ama herhalde oteli ve barıyla Sitges’te ün salmış Parrots’un saunasını deneyebilirsiniz. G plajına geldiğinizde ise bunu hemen anlayacaksınız merak etmeyin, kaçırmanız imkansız! İsmini merak edenler varsa: “L’Estanyol”. Aşağı yukarı aşağıdaki resme benzer görüntüler göreceksiniz:

Bana göre, Sitges’in en güzel kısmı plajda geçen kısımlar. Hemen havlularınızı serip verimli olduğunu düşündüğünüz bir yere serilin. Tişörtünüzü en karizmatik şekilde çıkarıp (hala çıkarmadıysanız) kendinizi denize atın sevgili G’ler. Burada güneş batana kadar takılabilir, mojitolarınızı yudumlayabilir, denizde frizbi oynayabilir, uçurtma uçurabilir, birbirlerine güneş yağı süren “canıııııım” ları izleyebilirsiniz. Yalnız kaliteli bir güneş gözlüğünüz olsun lütfen. Sitges’in denizi çok güzel. Biz güneş batarken, plajlar boşalmışken bile girmiştik, gerçekten keyifli bir deniz. Siz plajda takılırken bazen promoterlar gelip gece nereye çıkmanız için size ipuçları veren flyerlar dağıtabiliyorlar. Biz o flyerlarla elişi yapmıştık ama siz belki saklayıp kullanırsınız. Tabii fos çıkma ihtimalleri çok yüksek. Plajlarda fark edeceğiniz diğer bir nokta da G popülasyonunun yaş ortalamasının beklediğinizden biraz yüksek olduğu. Evet 20’lik gençleri yukarıdaki resimdeki gibi göreceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz, zira Sitges’te 30 yaşın altında birini bulmak çok zorken, çoğunluk 40 yaşın üstünde.

 

Yemek

Ne diyeyim ki? Yemek için çok özel bir önerim olmayacak, daha önce dediğim gibi o sahil şeridindeki restoranlardan gözünüze güzel gözükenlerden birine oturun. Pahalı olacaktır ama genelde yemekleri gayet güzel oluyor. Sitges, turistik bir kasaba ve ucuz değil. Her şey İspanya standartlarından daha pahalı doğal olarak. Keşke olmasaydı ama ne yapalım! Eğer masraflardan kısmak istiyorsanız, benim de sevdiğim dengeleme politikası yapın. Bir gün güzel bir restorana gidip akşam yemeğinizi yiyin, öğle yemeğinizi veya daha sonraki yemeklerinizi de bakkaldan aldığınız nevalelerle geçiştirin. Biz paramız az olduğunda öyle yapmıştık. Ekmek, peynir, chorizo, jamon ve gözünüze güzel gözüken herhangi bir kaç şeyi toplayıp, yanına da bir şarap açarsanız aslında kendinize tipik bir minimal ispanyol sofrası hazırlamış oluyorsunuz. Sahilde ya da parkta bile yiyebilirsiniz. Kendi müziğinizi de açarsanız gayet keyifli bir şekilde güneşin sersemliğini üzerinizden atabilirsiniz. Ayrıca isteyenler varsa, kasabada bir de Burger King bulunuyor ama bence bakkal seçeneği çok daha cazip. Gece bar veya disko sonrası acıktıysanız önereceğim yer “Charlie’s” ya da benim tabirimle “Charlie Abinin Yeri” adlı büfemsi yeri bulmanız gerekiyor. Kasabanın içinde bir yerlerde. Bulması çok zor değil. Charlie’s geç saatlere kadar hotdog, hamburger, patates kızartması gibi bilimum junk food yiyebileceğiniz sokak arası bir dükkan. Hatta dükkan bile denemez, bir tezgah ve bir mutfaktan ibaret aslında. Bir Sitges klasiği !

 

Gece Hayatı

Evet, işte çok merak ettiğiniz, sabırsızlıkla beklediğiniz kısım geldi: Gece Hayatı!! Nı-nııııııı… Hayalkırıklığı geliyor !   Evet Sitges’in gece hayatına dair çok bir numarası yok, hatta şanssızsanız hayatınızın en sıkıcı gecesini bile geçirmeniz mümkün. Sitges’in gece hayatı sözkonusu olunca hata yapmak için çok fazla seçeneğiniz var. Size hafifçe bile gülümsetemeyen drag show’larla, Bear Karaoke partileriyle, kimsenin dans etmediği sıkıcı barlarla veya “aklını başına topla, hareketlerine dikkat et” diyerek size ayar veren bir garsonla karşı karşıya kalmaya hazır olun. Sitges’de eğlenmenin sırrı, her ne şekilde, her ne yolla olursa olsun kafanızı her zaman güzel tutmak. Bunu hiç unutmayın. Hazırlıklarınızı yapın ve kafanızı güzel tutun. Mutlaka içmeye plajda başlayın, yemekte devam edin ve gece de hız kesmeyin. Canınız içki istemiyorsa, Sitges sokaklarında alternatiflerini bulmak oldukça mümkün. Harika barları Sitges’te bulamayacaksınız maalesef ama çok fazla eğlenmeniz mümkün, çünkü Sitges’in rahatlığı size bu ortamı veriyor. Ne de olsa tatildesiniz, birazcık kayışları gevşetin. Sitges’in gece hayatıyla ilgili en büyük kozu “Gay Beach Party”. Yazın belli tarihler arasında, her salı gecesi organize edilen bu parti, Sitges’in en ünlü en sevilen partisi. Sizi belli bir yerden otobüsle alıp kasabanın biraz dışında bir plajdaki diskoya götürüyorlar ve olaylar gelişiyor. Eğer ziyaretiniz salı gecesini de kapsıyorsa, mutlaka gidin derim.

 

Festivaller

Sitges tam bir festival şehri. Şehrin aslında iki tane olayı çok önemli, haydi ben bu listeyi biz G’ler için biraz daha genişletiyor ve Sitges’in üç önemli festivalini size anlatmaya başlıyorum. Senedeki sıralarına göre, bunlardan ilki Sitges Karnavalı. Rio karnavalı ve dünyadaki bir çok karnavalla aşağı yukarı aynı tarihlerde yapılıyor. Aslında Katalonya bölgesinde bu karnavaldan önce Barselona karnavalı, daha sonra ise Tarragona karnavalı var. Tema genel olarak hepsinde aynı: Herhangi bir kostüm giy, Sarhoş ol, Kalabalığa karış. Sitges’te Rio Karnavalına benzer bir geçit de yapılıyor fakat tabii ki daha küçük çaplı. Fakat çok ama çok büyük bir katılım var. Tüm Barselona ve yakınlardaki diğer şehirlerden insanlar, kostümlerini giyip, tıklım tıklım trenlere doluşuyor. Hatta meydanlardan otobüsler kaldırılıyor karnaval için. Eğer kalabalığa dayanabilirseniz ve arkadaş grubunuz da eğlenceliyse çok güzel vakit geçirmeniz mümkün. Yalnız mutlaka güzel, uğraşılmış bir kostümünüz olsun. Unutmayın, siz G’siniz ve size bu yakışır. Öyle kafanıza dandik bir maske geçirip gelmeyin sakın. Karnaval Şubat ayı sonu, Mart ayı başı, her sene değişen bir tarihte. Bu da karnavalın en tatsız yanı, zira hava çok soğuk oluyor ve eğlencenizin tadı kaçıyor biraz.

İkinci bahsedeceğim olay ise tahmin edebileceğiniz gibi Sitges Gay Pride. Bu da temmuz aylarının başlarında düzenleniyor. Bence bu seneki afişleri de gayet tatlı olmuş. Bir hafta boyunca, her gece farklı bir temada, Sitges’teki farklı mekanlarda parti düzenliyorlar. Ayrıca geçit de oluyor tabii ki. Bir de tüm hafta boyunca o sahil şeridindeki setin üstüne sahneler ve içki standları kuruluyor ve akşamüstünden geceye kadar burada drag showlardan tutun, dünyanın dört bir yanından gelen amatör gruplar, djler vs. oluyor. Müzik adına çok fazla bir şey yok ama günbatımı, açık hava, plaj, dans, içkiler falan derken çok keyifli bir ortam oluyor. Yalnız unutmamak lazım ki Sitges turistik bir yer ve Pride ortamı da şehirlerdeki gibi olmuyor, o da turistik oluyor. Takdiri size kalmış. Aslında Barselona’nın Pride’ı daha kalabalık, daha dolu ve daha eğlenceli geçiyor.

Üçüncü bahsedeceğim olay da Sitges Film Festivali. Bu festivalin her ne kadar G’lerle pek alakası olmasa da oldukça önemli bir festival, o yüzden bahsetmeye değer. Korku, Bilim-Kurgu ve Fantastik filmler festivali, hatta bu alanda dünyanın en büyük ve en önemli festivali deniyor. Bir çok ünlü yönetmen, aktör ve yapımcının Sitges’te bulunduğu yaklaşık iki hafta süren festivalin en eğlenceli kısmı ise sonlarına doğru yapılan Zombie Walk. Yani herkesin türlü türlü zombi kostümü ve makyajlarıyla bir araya gelip zombi gibi şehrin sokaklarını yürüdüğü bir parti. İnanılmaz eğlenceli bir gece oluyor. Bu festival de Ekim ayında düzenleniyor.

Bunların dışında bir sürü küçük küçük festivaller de var: Sitges International Bears Week, Gay Bootcamp ve Sitges Wine Festival bunlardan birkaçı.

Evet benim Sitges ile ilgili anlatacaklarım bu kadar. Umarım bu rehberi okuyup, sitges’e gitmeye karar verirsiniz ve faydasını görürsünüz. Eğer Sitges’e gitmişseniz, yorumlarınız veya sorularınız varsa buraya yazın efendim. Bir de daha fazla bilgi falan almak için size bir kaç link veriyorum. Bunlara da bakarsınız:

Gay Sitges Guide: http://www.gaysitgesguide.com

Sitges Gay Pride: http://www.gaysitgespride.com/

Gay Beach Party: http://www.gaybeachparty.com/

Herkese İyi Tatiller !!

Bir şey değil Madonna…

11 Kas

İkonlarımızdan Madonna bizlere teşekkür etmiş.

Kendisine ‘bir şey değil’ diyor, başarılarının devamını diliyoruz.

G sosyal güvenlik hakkı :GYM!

1 Kas

“Çağdaş Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Realist Akımlar” adlı derlemede yayınlanmış makalemden alıntıdır.

Bilindiği üzere sosyal güvenlik hukuku, kişinin hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan minimum saygınlığı kendisine sağlamayı amaçlamaktadır. Bunu da emeklilik, meslek hastalığı gibi çeşitli sigortalarla gerçekleştirdiği gibi aynı zamanda çeşitli yardımlarla gerçekleştirir. 21yy.’ın ihtiyaçlarına baktığımızda ise bu klasik modellemelerin eksiklikleri göze çarpmaktadır. İşte günümüz G’leri için de gym bir sosyal güvenlik eksiği haline gelmiştir. Bu ihtiyacın büyüklüğü ise her zaman olduğu gibi toplumun yüzde 10’nun G olduğunu düşündüğümüzde ortaya çıkacaktır.

G dediğimiz insan, ilişkiye girdiği zaman bir çok hukuksal ve sosyal güvenceden mahrumdur. Öyle ki Türkiye açısından evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi hakları olmadığı gibi, bir ilişki içinedeyken straight’lere toplumun yüklediği ahlaki baskıdan da yoksun kaldığı için ilişkinin sağlam bir temele oturması sadece ilişkideki iki kişinin yaratıcılığına bırakılmıştır. Hal böyle olunca uzun süreli ilişkiler inanılması güç bir hayale dönüşmektedir.

Bir olay üzerinden gidelim. G olan A ve B, aşkları her zamanki gibi tehlikede iken 9 yıldır düzenli bir ilişki yaşamayı başarmış olup, her ikisi de 37 yaşındadır. Oldukça zengin olan B, iş yerinde kalp krizi geçirip hayatını kaybeder. Bu durumda A’ya kalmayan mirastan bahsedemeyeceğimiz gibi aslında bu olayda hukukun bu hali ile tartışılması gereken hiç bir durum yoktur. Ancak A’nın hayatına minimum saygınlıkla devam edebilmesini bir şekilde sağlamamız gerekiyor.

You start with your look and always finish with your manners teorisi uyarınca A’nın G world’e geri dönüp hayatına yeni birini bularak devam edebilmesi için ortalamanın üzerinde bir vücudu olması kaçınılmaz bir gereklilik.

Kısıtlı pazar yapısında her sonlanan ilişki ardından sıfırdan başlamak zorunda kalan G’nin en büyük gerekliliği yoğun rekabet ortamında her geçen gün önemi artan vücüdudur.  Sosyo-ekonomik sınıfların çok az rol oynadığı bu alt kültürde her yerle bir olduğunda tekrar doğan G’nin bir önceki ilişkisinden elinde kalan tek şey de malesef ki yine vücüdu. Şimdi diyeceksiniz; nasıl yani, devlet G’leri gym’e mi göndersin! Evet en azından sosyal güvenlik kapsamında bunu yapsın.

Sorun çözmeye odaklıdır, sosyal güvenlik hukuku. Örneğin amacı yaşlılığı önlemek değildir bunun toplumsal bir gerçeklik olduğunu kabullenir, emeklilik maaşını sağlar. G world’ün bu durumunu da şuan değiştiremeyeceğine göre en azından G’lerin saygınlığı için minimum gerekliliği olan gym ihtiyacı karşılanması, toplumun önemli bir kesiminin hayatını saygın bir biçimde sürdürebilmesi açısından oldukça önemlidir.

G Style Relationships – 2: NSA Fun!

1 Kas

BBC World Service’e verdiğim röportajımdan alıntıdır.

Straight dominizmi içinde yaşadığımız bu dünyada, önümüze çıkarılan aşk da straight, her ne kadar son dönemde aynı aşk G’lere de satılmak istenmiş olsa da, sonradan özgürleşen G’ler olarak bizlerin ilişki formatı konusunda da kendi methodlarımızı geliştirme imkanımız/zorunluluğumuz var.

“NSA Fun!” adı verilen bu ilişki formatı da dönemin popüler akımlarından biri. Öncelikle belirmek isterim ki teorinin yaratıcı veya isimlendiricisi değilim. Açalım bi kısaltmamızı. Kendisi No Strings Attached Fun demek. Eğlencenin sadece seks anlamına geldiği bu ilişki tipimizde ise NSA ile anlatılmak istenilen ise biraz geniş hatta komplike. Kafamızda ilk canlanan, kısıtlı bir hukumuz var anlamına gelen halk arasında yaygınlaşan haliyle  free takılıyoruz olsa da, NSA Fun aslında hiç bir hukunuz olmadığı hatta takılmadığınız sadece free olduğunuz bir ilişki tipi.

Yakından bakmak istersem, NSA: 30’larımdayım desem de aslında 30’larımın sonlarındayım; işim gücüm var; kariyer yapmışım; bunu yaparken cinselliğimi sakladım, siz gençler bugün sokaklarda el ele gezebiliyorsunuz ama bizim zamanımızda hayat çok farklıydı; kariyer dedim ama aslında vücüt da yaptım; başta en gizlisinden bir ilişkim oldu; beraber saklandık, sonra beraber açıkdık dünyaya; birbirimize inandık, sarıldık, güvendik; ev döşedik, mortgage’e girdik; yıllar geçti; Baktım ki bugün her şey yerinde ama gençliğimiz gidiyor; vücüdüm iyi olsa da yaş 40’lı olunca piyasa değerim yarı yarıya düşecek; tamam sevgilimi çok seviyorum dedim ama yatakta heyacan bambaşka bir şey; inanır mısın ah o eski günler, bisikletle parka giderdik insanlarla sevişmek için… insan bunu da özlüyor; hey genç, gel sevişelim; ben ararım yine gelirsin; yatağımda, iş yerimde fantezilerimi gerçekleştirirsin, ben de sana umut olurum demek.

Tanımın aslı bu! 20’lerinizdeyseniz uzak durun, keza bu bir tuzak. Kariyeri olan aklı başında birini buldunuz sanabilir, evini görünce bir düzen böyle kurulurmuş diyebilirsiniz. Her açıdan hayal kırıklığı. Bir kere içinizde küçüçük bir ihtimal, biri ile muhteşem bir ilişkiniz olacak düşüncesi kalmışsa, her şeyi bulmuş daha ne arıyor dediğiniz zaman, hiç bir zaman bulunamayacağınızı görebilme tehlikeniz var. Ha biraz safsanız da bir gün NSA’dan SA’ya transfer olacağınızı düşünüyorsanız daha çok yolun başındasınız demek. NSA’dan bir 20’liğin yanına kar kalacak tek şey aldığı iltifatlar olacağından sadece Charity Sex olarak düşünülmeli, karşıdakine çok odaklanmadan marifetlerinizin 10 da 1’i ile insanları ne kadar mutlu edebildiğinizi görüp hayatınıza devam etmelisiniz.

Bu ilişki tipini destekleyen bir çok alt ilişki teorisi mevcut, tamamiyle orijinal köpek modeli ilişki teorisinden ise ileride bahsedeceğim.

G gözüyle Avrupa

12 Eki

Mutlaka facebook’ta ya da internette bir yerlerde, Türkiye’yi “No Youtube Land” olarak gösteren Avrupa haritasına rastlamışsınızdır. O haritayı yapan Yanko Tsvetkov, bir de bizim gözümüzden Avrupa haritası hazırlamış. Hemen bakıyoruz:

Biraz gezgin bir gayseniz, haritaya baktığınızda gülümsediğiniz kesin. Öncelikle Federated Holiday States of the Mediterranean var karşımızda: Portekiz, Yunanistan, Hırvatistan, İsrail, Kıbrıs, Sardinia ve Balearic adalarının dahil olduğu bu birleşik devletimiz, Akdeniz’deki güzide tatil seçeneklerimizi gözler önüne sermekte. Gay plajlarını ve popülasyon kontrasyonunun olduğu sahil kasabalarını ve adaları ile bize kucak açan bu Akdeniz cennetlerini severiz, sayarız ve Avrupa’nın en gidilesi yerlerinden olarak görürüz. İtirazı olan? (Not: İlerleyen yazılarda, G Seyahat Rehberi ile karşınızda olabiliriz, muhtemelen bir dahaki yaza…)

Şimdi zavallı ülkemize bakıyoruz ki ne görelim? Sexy Homophobic Men olarak tanımlanmışız. Buna biraz itirazım var. Yani Homophobic Men kısmını anladım da Sexy kısmı biraz fantastik olmuş. Tamam arada seksi olarak tanımlayabileceğimiz numuneler çıkıyor fakat bu konuda Türkiye, Avrupa ortalamasının çok çok altında arkadaşlar. Olmamış diyor, en önemli eşcinsel aktivitemiz yağlı güreşlere gönderme olarak “Oil Wrestlers” ve canım sağlık bakanımıza itafen “Gay Treatment Center” isimlerini alternatif olarak kamuoyuna sunuyorum.

Diğer alternatif isim önerilerine gelince…

Rusya: Burada koca bir “Meh” görüyoruz ki gerçekten de Rusya, koca bir “Meh” benim için de.   Burada da alternatif isim olarak sevgili Giddens’ın hatrı için, “Medvedev Land” ismini öneriyorum.(bkz. Dünyayı Yöneten Yakışıklılar)

Hollanda: “Hash” ismini, Fas’a transfer ediyor ve burası için “Cruising Land” adını öneriyorum.

Fransa: “Twinkreich” ‘ı desteklemekle beraber, “XL Land” adını öneriyorum

İsveç: “Thrashy Dance Music” ismini desteklemek adına ek bir alternatif isim olarak “Dancing Queen” geliyor.

Bunların dışında göze çarpan diğer eğlenceli isimler ise, Slovakya “Military Porn”, Macaristan “Non Military Porn”, Almanya “Dungeon”, İtalya “Straight Homos”, İngiltere “Saunas”, İskoçya “Skirts”, İrlanda “In Denial”, İspanya “Bears”

Unutmadan Yanko Tsvetkov’un diğer haritalarını da görebileceğiniz websitesine bir link verelim.

Yine unutmadan belirtelim ki, Tsvetkov‘un haritalarının hepsi geçtiğimiz günlerde Milliyet.com.tr ‘de anasayfadan yayınlandı – Bir tanesi hariç ! Hangisinin yayınlanmadığını tahmin etmenin sizin için hiç zor olmadığına eminim.