Archive by Author

!f Gökkuşağı: A Royal Reunion Party

22 Şub

Image

Suç ve Ceza Dergisi II. Sayı 2009’da yayımlanan “Love: The Rainbow Official” adlı makalemden alıntıdır. 

G-Mall

Sessizce Mars Entertainment Group bünyesine dahil edilen sözde bağımsız filmlerin hiç de bağımsız olmayan festivali !f’in Gökkuşağı partisi bu akşam G-Mall’da düzenleniyor. Tam bir ironi. G-Mall MAC yıllardır kalburüstü G’lerimiz için hotspot şeklinde kullanılırken, bu akşam adeta isim hakkımızı almak için istilaya gidiyoruz. Seriously, maximum kart sponsorluğunda bir festival, nasıl oluyor da dahil olduğu grubun Mall’unda parti düzenliyor, fazla cheap. Neyse bir şans vereceğim. Söylendiğime bakmayın, yılın G etkinliğinden bahsediyoruz. Dolu dolu geçeceğinden eminim. Bakın İstanbul G life’ın Royal Reunion’ı olan partide bizi neler bekliyor.

Grindr Pride

2 yıldır gökkuşağı partilerinden uzağım. Rehab. Öncesi de pre-grindr period‘a denk gelir. Hatırlayan var mı o günleri? Romeo chat ekranlarını falans. Tey tey… Neyse, mobile-first uygulamasını da her yenilik gibi ilk biz embrace ettik. G-Mall MAC dinlenme odasında aynalardan gördüğümüz Grindr kullanım oranı bu gece partide görmek istemediklerimizden. Grindr sağolsun hepimiz birbirimizin çükünü, poposunu fotoğraflardan bile olsa biliyoruz! Vogue the Night konseptine sığınıp gerilmeyelim, bildiklerimizle yükselelim.

Clash of Exes

İstanbul G Night Life’ta kalitenin tek adresi !f partilerinin yıllardır değişmeyen olayı, tüm ex’leri bir araya toplaması. Bu akşam parti 10’da başlıyor, 11.30 gibi G-Mall’un G’ler tarafından fethi tamamlanmış olsa, 00.45 gibi iç savaş çıkar diye düşünüyorum. Dramaaaa! Tokatçılar, ya asabım çok bozulducular ve pişkinler bir arada olacak. Nostalji yapıp bu eğlenceyi ex’inizle kaçırmayın, tadını çıkarın! Ben şahsen alanın yeterince geniş olacağına inanıp teskin oluyorum şuan. Bitki çayı içip öyle geleceğim.

Being !f Official

İşte gecenin en zor olayı. Semi-out halimizle Faccebook’ta anonymous in a relationship yapıp, cover photo’ya erkek arkadaşın da olduğu bi tane yerleştirince Facebook official olmuş olabiliriz ama !f Official olmak gerçekten zor zanaat. Ya daha iyisi varsa düşüncesinin kurbanları için aranan partideyiz. Datumlarınız, fuck-body’leriniz sıra sıra önünüzden geçiyor. Bir de ex’lerin manalı bakışları var. Bir anda tüm society’e evet ben bu adamlayım diyorsunuz. Özetle !f Official olmadan önce üç kere düşünmek lazım. İlişkiniz bunu kaldırabilecek mi? O noktaya geldiniz mi? Yeni iseniz mucizelere inanın ama metanetli olmayı da aklınıza yerleştirin. Fazla uzamış bir ilişki içindeyseniz mesafeli davranın, partide az durun. Her koşulda unutmayın, bunun altından kalkamayan ilişki ezilmeye mecburdur.

Umarım gecenin sayılı şanslılarından  olursunuz da !f ve ortamı hissettiğiniz duyguların çok altında kalır.

Akşam görüşürüz.

Reklamlar

G Seyahat Rehberi vol.2: London in a Nutshell

19 Nis

Mayor of London olduğum dönemde Institute of Advanced Legal Studies Kütüphanesi’ne bağışladığım “Promiscuous Kebab” adlı tek nüsha kitabımdan alıntıdır.

Londraaa ya da zorlarsak London Baby.

London is gay arkadaşlar. Önce bunu bi hazmedelim. Sokağa çıkıp merkeze iniyorsunuz, sokakta karşınıza çıkan insanların çoğu G. Zaten G  quartier Soho tam merkezde yer alıyor. Onun dışında bir kaç G merkezi diyebileceğimiz alanlar olsa da G’ler heryerde. Öyle ki London Pride, G polislerimiz, ardından G kara kuvvetleri, akabinde G havacılarımız, ardından G deniz kuvvetlerimiz ve şimdi drag queen’ler gibi bi sıra ile ilerlemekte. Özetle Londra bi G’ye ihtiyacı olan her şeyden fazlasını vermekte, no worries. Londra’ya Mart ortasından Eylül sonuna kadar gitmek lazım. Abartmıyorlar havası çok kasvetli.

Parklar

Londra dediğimiz zaman kimileri “ah oranın parkları bizde olsa” diye hemen yakınır. Çok haklılar. Hyde Park‘ta tehlikeli cruising akşamlarına, Regents Park‘ta Grindr buluşmalarına ev sahipliği yapar Londra parkları. Ama o Soho Gardens yok mu! İşte keşke Türkiye’de olsa diye aradığınız tam olarak bu.  Havaların güzeleşmesi ile birlikte o küçücük Soho Gardens’i düzünelerce G doldurur. Herkes en mevsimlik kıyafeti, güneş gözlükleri, albenici bakışları ile sadece birbirini süzer. Çekingen olmayın. Sohbetin, parkın tadını çıkarın.

Yemek

Gündüz parkta takıldınız, arada bi pub’da Jug of Pimm’s içtiniz. Şimdi bir yerde kanınızı doyurmak gerekiyor. Soho restaurant kaynıyor. Dünya mutfağından birbirinden lezzetli seçeneler sizin için Wardour Street‘e dizilmiş. 5 dakika için İtaylan aşçısı fantezisi kurmak istiyorsanız Princi‘ye gidip tatılar ve tatlılıkların tadını çıkarabilir, unutulmaz bir Thai yemeği için hemen karşısındaki Busaba‘da kalamarı yeniden keşvedebilir, Crepeaffaire‘de Harry Potter’dan Malfoy’la karşılaşabilir, Old Compton Street’te Ed’s Diner‘a girip bir anda ülke değiştirip butterscotch milkshake ve cheddar’lı patates ile lezzet şöleni yaşayabilir, date’inizle sofistike sohbetler yapmak istiyorsanız Balans‘ta deniz ürünlerinin tadına varıp içten içe burada konsept restaurant açmak lazım diye düşünebilirsiniz. Hala anlaşılmadıysa açıkça belirteyim, tüm bu mekanlarda ve neighbourhood’da yer alan bilumum restaurant, bar, cafe ve club G’lerin kontrolü altında, just enjoy!

Gece kendinizi yemekle avutmak istiyorsanız, çıktığınız tüm clubların civarında eve sosissiz dönmenize gölnü el vermeyen Türk göçmenlerimiz yardımınıza yetişiyor. Ayrıca Old Compton‘da yer alan Balans Cafe’lerden biri sabaha kadar açık bi şekilde gece hayatının iddialıları ile dolu.

Gece Hayatı

Londra’da gece hayatı erken başlıyor sevgili G’ler. 2’den önce club’a gidilmez gibi kıta avrupası yazılı hukukuna dair İstanbul alışkanlıklarınızı önce bi unutun. Ayrıca anglo-sakson bir diyardayız. Öyle kolay kolay ucundan olduğunuzdan dahi iyi görünme imkanınız yok. Adamlar yaşadığımız dünyanın kitabını yazmış; göstermelik tavırlarınızın, elinizdeki mojito’nun hiç bir değeri yok. Vücüdunuz iyi değilse değildir, barışın kendinizle. Anlattıklarınızla ilginç olmaya çalışmayın kendiniz zaten yeterince ilginçsiniz. Utangaçlığa hiç yer yok. Etraftaki ingilizler ingilizcenizin ne kadar dandik olduğunu anlayacak diye korkmayın; etrafınızda sandığınız kadar çok ingiliz yok, varsa da karşılaştıkları ilk yabancı siz değilsiniz. Terbiye amaçlı bu petit introduction ardından gelelim sadete.

Londra G gece hayatı ana olarak üç bölgeden oluşur. Soho, Shoreditch ve Vauxhall. Hafta içi nazaran sakin bi akşam geçirip biraz da sıradışı mekanlarda olmak istiyorsanız. Shoreditch, The George and Dragon tam size göre, aynı şekilde Soho’da yer alan China Town’da gizlenmiş Experimental Cocktail Club‘ı da görmeden dönmek istemezsiniz (Giriş için e-mail üzerinden rezervasyon yaptırmak gerekiyor). Ayrıca Angel ve Shoreditch area merkezden sıkıldığınızda her zaman size güzel sürprizler sunacağından bir google search’i haketmekte.

Soho’da gündüz takılırken bir sürü mekan görmüşsünüzdür. Sizi temin ederim bunların bi kısmı içine girer girmez çıkmak istyeceğiniz mekanlar. Bu sebeple gittiğiniz yeri bilmek çok önemli. Önce pre-club’lardan başlayalım. Londra’da pre-clublarda adam gibi vakit geçirmek istiyorsanız 9-9.30 arası orada olmanızı öneririm. Friendly Society semi-futuristic, semi hipster dekorasyonu, The Yard bahçe ve balkonu ile sizi çağırmaktayken KU Bar ise club öncesi tam bir antreman niteliğinde. Saat 11-11.30 oldu mu bulunduğumuz mekana hemen “burasının tadı kaçtı”  bakışı atıp, o gecenin esas mekanına ilerliyoruz. İlerlerken mekan çıkışlarından ya da sokaktan flyer veya bileklik almak gecenin ilerleyen mekanlarına vermeniz gereken giriş ücretlerinden kurtulmanızı sağlayacaktır. Bu ne cheap’lik demeyin, alın. Cuma akşamları herkes Popstarz‘da olur. Siz de orada olun. Cumartesi ve Pazar için ise mekan kesinlikle G-A-Y Late‘tir. G-A-Y Late’e geldiğinizde saat 12 olmuşsa sıra sizi üzer ama yılmayın. Kalabalık grupları alamayacaklar, arada yılanlar olacak, ayrıca sırada hep sohbet olur. Bekleyin. Tabi 12’den önce gitmek de bir seçenek olabilir. G-A-Y Late candır ama 3’te kapanır. Çıkışta G-A-Y Heaven‘a doğru giden bir kafile vardır onlara takılıp geceye orada devam edebilirsiniz. Ancak Heaven da 5’te kapandığı için size Late’in kötü son saatini bırakıp Heaven’a geçmenizi öneririm. Cumartesi akşamları Heaven’da sürpriz konserler olabiliyor. Bir kere sürpriz olarak Madonna bir kere de Kylie çıkmış bana Eurovision öncesi Blue denk gelmişti. Surpriz konser yoksa Countdown Party var demektir. Top 100’la dansın dibine vurmanız mümkün. Ayrıca Perşembe akşamı Heaven’da bi lifetime experience olarak adlandıra bileceğimiz pipi show düzenlenir. Perşembeleri 12’de orada olun. Saat 5’te Heaven’ı da kapadıktan sonra hala geceye devam etmek istiyorsanız işte o zaman  Vauxhall’un yolunu tutma zamanıdır. Vauxhall’a geldiğinizde kafanız elbette nereye girdiğinizi anlamayacak kadar güzeldir. Onun için özel bir mekan tavsiye etmek istemiyorum.

Gece hayatının popülerlerini bir kenara bırakacak olursak Londra’da fetiş partilerden kabarelere kadar bir sürü seçenek bulunmakta. Tavsiyem gitmeden önce mekanı internetten bi okumanız. Foursquare commentlerine bakmanız. Elbette sizin de fit ettiğiniz bir yer vardır.

Acil Halvet İhtiyacı

Ateş başınıza vurdu ama gün ortası ya da hiç club’a gidesiniz yok. Sorun değil, çok şükür Grindr‘ın anavatınındayız. Londra’da herkes ülkemizin aksine Grindr’ın nasıl kullanacağını çözmüş. Bir kaç chat sonrasında sürekli aynı cümlerin döndüğünü göreceksiniz. Fun? NSA fun now? Wanna suck it now? Nice smile, do u have a dick pic? tag cloud’dan sadece öne çıkanlar. Lütfen yüzünüzü gizlediğiniz fotoğraflar gönderip ülkemizin adını homophobic‘e çıkarmayın zaten almanların kendini güneyli sandığı bir dünyada yaşıyoruz.

Grindr tek seçeneğimiz değil. Saunalaaaar. Evet terli insanlarla aynı jakuzileri paylaştığınız yerlerden bahsediyorum. Sauna konseptinden bir haberseniz öyle kalın, bu paragrafı atlayın. Exibitionist döneminde olanlar ise özenle okusun. Keza Londra saunaları buhar odası orgy’leri, havuz flörtleri, dark room fantezileri, jakuzi yiyişleri, salıncaklı koridorları ile top noktada. Kısaca özetliyorum google’layıp bulursunuz. Chariots Shoreditch, pazar günleri öğlen 2 gibi gidilmeli.   Oldukça büyük bir facility, haliyle geniş yelpazede bir kitleye hitap ediyor. The Locker Room, Londra’nın en friendly saunası diyebilirim. Uzun uzun saatler takılabilirsiniz. Saunada ev rahatı arayanlar, gittiklerine pişman olmayacaktır. Haftasonu öğleden sonra gidilmeli. Pleasuredrome, sauna pazarının en posh mekanı. Ne kadar posh olabilirse işte.  Kitle de kendince seçici, bir çok fanteziye uygun temiz bir mekan. Her gün 4-5 civarı gidilebilinir. The SaunaBar, merkeze yakınlığı SaunaBar’ın en büyük avantajı, mekan biraz küçük olsa da kitlesi hiç fena değil.  Saat 4 gibi gidilmeli.  Sweatbox Soho, sauna işinin en iddialıları bunlar. Keza üst kat G spor salonu, spor salonuna üye olursanız saunadan da ücretsiz yararlanabiliyorsunuz. Keza soyunma odalarınız ortak. Salon’u da günlük kullanmak mümkün olduğundan önce kaslarınızı şişirip hemen ardında aşağıya inerek emeklerinizin karşılığını almanız mümkün.

Önce Sağlık

Hazır Londra’ya gitmişken bir de G sağlığınızı kontrol ettirmek istermisiniz. Hiç bir ücrete tabii olmadan adınızı bile vermeniz gerekmeden cinsel yollarla bulaşan tüm hastalıklar bakımından kontrol olabilirsiz. Ayrıca olmaz demeyin, burası Londra, bir anda kendinizi hiç tanımadığınız biri ile bir okulun tuvaletinde korunmadan sevişirken de bulabilirsiniz. Bu durumlarda hemen 56 Dean Street‘in yolunu tutuyorsunuz. Sizi asla yargılamayan doktorlarla açıkça konuşup, ülkemizde sunulmayan bir çok tedavi seçeneği ile aklınızı kurcalayan her neyse daha rahat bir şekilde hayatınıza devam edebilirsiniz.

G Social Life

Gayliğin 21.yy’da olduğu nadir şehirler birindeyiz. Tabii ki de G kürek takımı da var, G’ler için özel room mate arama etkinlikleri de. Aklınıza ne geliyorsa G versyonu siz istediğiniz sürece orada. Village Drinks diye bir oluşum söz konusu. Web siteleri online dating için çok elverişli olmasa da profesyonel hayatta yer alan bir çok G’yi etkinkliklerinde bir araya getiriyor. Aynı zamanda politikacıların, gazeticilerin konuşmacı olduğu bir sürü konferans da düzenlemekte.

Umarım Londra deneyiminiz oldukça tatmin edici geçer. Gözünüz ve kalbiniz hep açık olsun. Ve unutmayın Londra’da olan hakkikaten orada kalıyor. Keza eşi benzeri yok.

G sosyal güvenlik hakkı :GYM!

1 Kas

“Çağdaş Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Realist Akımlar” adlı derlemede yayınlanmış makalemden alıntıdır.

Bilindiği üzere sosyal güvenlik hukuku, kişinin hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan minimum saygınlığı kendisine sağlamayı amaçlamaktadır. Bunu da emeklilik, meslek hastalığı gibi çeşitli sigortalarla gerçekleştirdiği gibi aynı zamanda çeşitli yardımlarla gerçekleştirir. 21yy.’ın ihtiyaçlarına baktığımızda ise bu klasik modellemelerin eksiklikleri göze çarpmaktadır. İşte günümüz G’leri için de gym bir sosyal güvenlik eksiği haline gelmiştir. Bu ihtiyacın büyüklüğü ise her zaman olduğu gibi toplumun yüzde 10’nun G olduğunu düşündüğümüzde ortaya çıkacaktır.

G dediğimiz insan, ilişkiye girdiği zaman bir çok hukuksal ve sosyal güvenceden mahrumdur. Öyle ki Türkiye açısından evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi hakları olmadığı gibi, bir ilişki içinedeyken straight’lere toplumun yüklediği ahlaki baskıdan da yoksun kaldığı için ilişkinin sağlam bir temele oturması sadece ilişkideki iki kişinin yaratıcılığına bırakılmıştır. Hal böyle olunca uzun süreli ilişkiler inanılması güç bir hayale dönüşmektedir.

Bir olay üzerinden gidelim. G olan A ve B, aşkları her zamanki gibi tehlikede iken 9 yıldır düzenli bir ilişki yaşamayı başarmış olup, her ikisi de 37 yaşındadır. Oldukça zengin olan B, iş yerinde kalp krizi geçirip hayatını kaybeder. Bu durumda A’ya kalmayan mirastan bahsedemeyeceğimiz gibi aslında bu olayda hukukun bu hali ile tartışılması gereken hiç bir durum yoktur. Ancak A’nın hayatına minimum saygınlıkla devam edebilmesini bir şekilde sağlamamız gerekiyor.

You start with your look and always finish with your manners teorisi uyarınca A’nın G world’e geri dönüp hayatına yeni birini bularak devam edebilmesi için ortalamanın üzerinde bir vücudu olması kaçınılmaz bir gereklilik.

Kısıtlı pazar yapısında her sonlanan ilişki ardından sıfırdan başlamak zorunda kalan G’nin en büyük gerekliliği yoğun rekabet ortamında her geçen gün önemi artan vücüdudur.  Sosyo-ekonomik sınıfların çok az rol oynadığı bu alt kültürde her yerle bir olduğunda tekrar doğan G’nin bir önceki ilişkisinden elinde kalan tek şey de malesef ki yine vücüdu. Şimdi diyeceksiniz; nasıl yani, devlet G’leri gym’e mi göndersin! Evet en azından sosyal güvenlik kapsamında bunu yapsın.

Sorun çözmeye odaklıdır, sosyal güvenlik hukuku. Örneğin amacı yaşlılığı önlemek değildir bunun toplumsal bir gerçeklik olduğunu kabullenir, emeklilik maaşını sağlar. G world’ün bu durumunu da şuan değiştiremeyeceğine göre en azından G’lerin saygınlığı için minimum gerekliliği olan gym ihtiyacı karşılanması, toplumun önemli bir kesiminin hayatını saygın bir biçimde sürdürebilmesi açısından oldukça önemlidir.

G Style Relationships – 2: NSA Fun!

1 Kas

BBC World Service’e verdiğim röportajımdan alıntıdır.

Straight dominizmi içinde yaşadığımız bu dünyada, önümüze çıkarılan aşk da straight, her ne kadar son dönemde aynı aşk G’lere de satılmak istenmiş olsa da, sonradan özgürleşen G’ler olarak bizlerin ilişki formatı konusunda da kendi methodlarımızı geliştirme imkanımız/zorunluluğumuz var.

“NSA Fun!” adı verilen bu ilişki formatı da dönemin popüler akımlarından biri. Öncelikle belirmek isterim ki teorinin yaratıcı veya isimlendiricisi değilim. Açalım bi kısaltmamızı. Kendisi No Strings Attached Fun demek. Eğlencenin sadece seks anlamına geldiği bu ilişki tipimizde ise NSA ile anlatılmak istenilen ise biraz geniş hatta komplike. Kafamızda ilk canlanan, kısıtlı bir hukumuz var anlamına gelen halk arasında yaygınlaşan haliyle  free takılıyoruz olsa da, NSA Fun aslında hiç bir hukunuz olmadığı hatta takılmadığınız sadece free olduğunuz bir ilişki tipi.

Yakından bakmak istersem, NSA: 30’larımdayım desem de aslında 30’larımın sonlarındayım; işim gücüm var; kariyer yapmışım; bunu yaparken cinselliğimi sakladım, siz gençler bugün sokaklarda el ele gezebiliyorsunuz ama bizim zamanımızda hayat çok farklıydı; kariyer dedim ama aslında vücüt da yaptım; başta en gizlisinden bir ilişkim oldu; beraber saklandık, sonra beraber açıkdık dünyaya; birbirimize inandık, sarıldık, güvendik; ev döşedik, mortgage’e girdik; yıllar geçti; Baktım ki bugün her şey yerinde ama gençliğimiz gidiyor; vücüdüm iyi olsa da yaş 40’lı olunca piyasa değerim yarı yarıya düşecek; tamam sevgilimi çok seviyorum dedim ama yatakta heyacan bambaşka bir şey; inanır mısın ah o eski günler, bisikletle parka giderdik insanlarla sevişmek için… insan bunu da özlüyor; hey genç, gel sevişelim; ben ararım yine gelirsin; yatağımda, iş yerimde fantezilerimi gerçekleştirirsin, ben de sana umut olurum demek.

Tanımın aslı bu! 20’lerinizdeyseniz uzak durun, keza bu bir tuzak. Kariyeri olan aklı başında birini buldunuz sanabilir, evini görünce bir düzen böyle kurulurmuş diyebilirsiniz. Her açıdan hayal kırıklığı. Bir kere içinizde küçüçük bir ihtimal, biri ile muhteşem bir ilişkiniz olacak düşüncesi kalmışsa, her şeyi bulmuş daha ne arıyor dediğiniz zaman, hiç bir zaman bulunamayacağınızı görebilme tehlikeniz var. Ha biraz safsanız da bir gün NSA’dan SA’ya transfer olacağınızı düşünüyorsanız daha çok yolun başındasınız demek. NSA’dan bir 20’liğin yanına kar kalacak tek şey aldığı iltifatlar olacağından sadece Charity Sex olarak düşünülmeli, karşıdakine çok odaklanmadan marifetlerinizin 10 da 1’i ile insanları ne kadar mutlu edebildiğinizi görüp hayatınıza devam etmelisiniz.

Bu ilişki tipini destekleyen bir çok alt ilişki teorisi mevcut, tamamiyle orijinal köpek modeli ilişki teorisinden ise ileride bahsedeceğim.

Taksi ve Berber

22 Haz

Yayınlanmamış Susma Hakkı adlı makalemden alıntıdır.

G’lerin gündelik kabusları taksiciler ve berberler… Aslında ne güzel bir ilişkimiz olabilirdi sizlerle, nasıl uygunsunuz bu markete; ama davranışlarınız ne kadar ters ve ne kadar da sıkıyorsunuz içimizi…

Öncelikle bu mesleklerin önemine değinelim. Kendi ultra havalı dünyasındaki G öyle her zaman halka karışmaz. Duşunu almış, giyinmiş, tramvaya binecek! Genelde yürümeyi severler, o ayrı. Ama toplu taşıma deniz yolu dışında pek tercih edilmez (bunun anlaşılabilir sebepleri vardır, sıkı okuyucularımız artık kendisi bu nedenselleştirmeyi yapabilir diye düşünüyorum). Sıksık Datum etkinliğinde olan G’miz karşıda oturuyorsa Taksim’e dolmuşu ile gelir, bizim yakadaysa mutlaka taksisine biner. Sonuçta Datum esaslarından biri belli bir noktaya kadar terlememek, belli bir noktadan sonra ise sadece terlemektir. Bu sebeplerden taksi önemlidir. Taksi candır. G’ler taksiciler için iyi bir müşteridir ama memnun edilemezler.

Bir de berberlere bakalım. Stiline düşkün G iyi bir atmosfer yaratsanız her hafta bir kere gelir o berbere (zaten mekanın adı artık erkek kuaförü olmuştur ama sevgili Türk, berber zihniyetinden vazgeçmez). Kadınları düşünün. Kuaföre bu kadar sık gitmelerinin sebebini sadece saçlarının uzun olması sanmıyorsunuz , değil mi hala? Avrupa’da erkek manikür, pedikür, yüz bakımı, stilli saç kesimi pazarı ne kadar kazandırıyor bir fikriniz var mı? Neyse, G için berber aslında önemlidir. Ama pek az gider, sevmez, değiştirir sıksık, yine memnun edilmemiştir.

Peki sorun nedir?

Sevgili taksici kardeş ben G, sen uncountable(yani senin cinselliğin beni hiç ilgilendirmez), sokaktan geçen adama ibne diye bağırıp benden onay beklersen bu iş olmaz. Ayrıca benim futbolla ilgilenmek zorunda olduğumu nerden çıkardın? Evinden taksiye binmiş senin değiminle janti giyimli, parfümün bokunu çıkarmış bir züppeyim ve Kanyon’a gideceğiz demişim, gitsek ya hızlıca. Taksici politika konuşmaya çalışır, taksici önden giden kadına laf atar, kenardakine ibne der, yolculuk nereye gibi tek taraflı sorular sorar ve G tüm bunları geçiştirmeye çalışır, bu çabasının sonucu 15 tl verecek ve sadece 10 kuruş için 50 kuruşuna el konulacaktır. Hatta 1-2 tl çıkışmıyorsa taksicide, tamam kalsın diye hızla inip kendini kurtaran G’ler dahi görülmüştür. Oysa taksi pek mühim bir vasıtadır. Tüm taksiciler de uncountable değildir. Sevgili taksiciler sizle mesela biraz daha o ana dair konuşsak nasıl olur? Mesela nereye gidiyorsunuz deseniz, biz desek Love’a.  Sonra laf lafı açsa. Ya da “bu taraklarda bezim yok”çulardansanız sussanız. İnsan sarrafısınız ya tüm gün kimler biniyor, ben sokakta yürüken tüm G’leri farkediyorum artık, siz de farkediyorsunuzdur, sadece rahatsız etmek için konu açmayın o zaman. Ya hadi G’ler açısından asrın denial’ını yaşıyorsun, eyvallah. Peki bir grup müşterinin senle konuşmaktan haz almadığını da mı anlamadın?Aptal olamazsın. Bütün gün yolda ne yapsın diyenlerin buradan alnını karışlıyorum. Ben bütün gün nerelerdeyim, taksiciyi kitleyeyim mi sırf bunun için. Kollektif çözüm herkesin derdinin kendine olmasıdır. Uyunuz! Alttan alıp susma hakkımızı kullanmaktan sıkıldık! Münakaşa çıkacak, cat fight’ı alacaksınız bize yazık olacak. Derdim bu!

Berberler, hatta berberleeeeer(cannııım tonlaması ile). Small talk’un daniskası seviyesindeyiz sizinle. Yıllarca futboldan anlıyormuş gibi yapan arkadaşlarım var sırf sizin için. Saç kesimi bu kadar entellektüel bir şey değil. Gitmeden evde bir şeylere çalışmamız gerekmemeli. Bir de ısrar ediyorsunuz “ha izlemedin mi dün maçı, izlemedin mi?” diye. Görüyor musun? Susma hakkımı kullanıyorum. İzlesem bu katılma fırsatını kaçırır mıyım? “Ne maçı, lig mi başladı?” noktasındayım. Ayrıca Lig benim için eve gelen Digiturk’le Will&Grace izleme zevkinden öte bir şey değildir. Tamam futbola fazla yükleniyorum. Ayrıca futbolu aslında çok seviyoruz o da ayrı(bu yeni G tendance’ının da hastasıyım; “open olduğumdan beri futboldan gerçekten zevk alıyorum”). Ama berberlerde en sevdiğim, taksilerde de olan ama arka planda kalan tek yönlü sorular sorunsalı. Berber sorar: “öğrenci misiniz?” yanıt: “evet” yine sessizlik… “nerde?” Kanka ne yapacaksın bu bilgileri bu bir, ayrıca bu şekilde konuyu sürdürürsen ben sana ne sorabilirim de bu konuşma ilerleyebilir. “Ben de evli misiniz?” mi diyeyim? Keza okumadığın açık, çalışıyorsun. Nerde diye de soramam, oradayım. Soruları hep senin sorman da hiç avantajlı değil. Oysa berberleeeer… Yıllardır kafamızı okşayıp bizi mayıştırdınız. Bir çoğunuz dirseğimize dayadı. G değilseniz bile bu konudan pek uzak değilsiniz. Nedir bu alienation’un sebebi. Hiç gerek yok. Sen işinden bahset. Bana manikür öner. Tüm erkekler yaptırıyor de, rahatlar beni. Bak nasıl kazanacaksın.

İyi söylendim de lütfen meslek teşebbüsleri tepkilenmesin. Hala Love’ın önünden bizi aldığınızda veya  arabanızda el ele olduğumuzu farkettiğinizde bize saldırmayın ve en azından saçlarımızı düzgünce yıkamaya devam edin olur mu?

Kaan Sezyum’u Anlamak

11 May

Türk Dil Kurumu yetkilieri ile yaptığım telefon görüşmemden alıntıdır.

Kaan Sezyum bu cumartesi Radikal gazetesinde bir yazı yazmış, G dünyasında fırtınalar koparttı.

Dedik birimiz on kişiyiz ama merak ediyorum acaba kaçımız aslında 9 kişi.

Neymiş, Kaan yazısında “bizde de etrafta kadın göremiyorsunuz çünkü her yerde travestiler müşterileri ile pazarlık yapıyor” demiş. İyi demiş!

O günden beri de, G dünyasındaki 9 beyinliler de bundan gocunuyor. Kaan yazısında son derece haklı. Bu Türkiye’nin ayıbı. Kaan’ın ifade etmeye çalıştığı şey de travesti olmanın kötülü değil fuhuşun ahlaksızlığı. Kendisi konuya G bir bakış açısı ile yaklaşmamış da bunu dedikten sonra “yok mu bu travestilere bir istihdam” demedi diye mi kızıyoruz. Bu durumda Kaan’ın kabahati gerçekten var olan bir durumdan bahsetmek olamayacağına göre travesti kelimesini mi kullanmak? Sanmam. Kaan’ın bu yazısı ile eleştrilebilir tek yanı okuyucuların genelinin de kendisi kadar zeki olduğunu sanmasıdır. Aksi halde okuyucuların bu yazıdan sonra travestilere karşı daha da tepkilenebileceğini düşünebilirdik ama Radikal Gazetesi Cumartesi ekinde Kaan Sezyum’u okuyanlar da sandığınız gibi tek dişi kalmış canavarlar değil. Rahat olunuz.

Kaan’ın yazısına ben devam edeyim sizi mutlu etmek için.  “Bizde de etrafta kadın göremiyorsunuz çünkü her yerde travestiler müşterileri ile pazarlık yapıyor.” Burada kabahat devletindir. Bir kişi sadece travesti olduğu için ekonomik gelir elde etmesi sadece kendini satmaktan geçiyorsa bunun sorumlusu söz konusu vatandaşını toplumun bu kadar dışına iten devlettir. G dünya ile barışık olmanın bir kazan-kazan durumu yaratacağını defalarca belirttik. Travestiler varlar ve var olacaklar. Kocalarınızın arabalarına binmek zorunda kalmalarını istemiyorsanız onları kabullenin ve iş verin. Keza travesti dediklerimiz orospu olmak zorunda değil! Sinirlendim. Hürmetler.

Deniz Bakyal’ın Skandal Yaratan Videosu

11 May

Uludağ Üniversitesi’nde katılmış olduğum Özel Hayatın Gizliliği Platformu’nda gerçekleştirdiğim konuşmamdan alıntıdır.

Video’nun içerine girmeye gerek bile duymuyorum. Bunun montaj olup olmadığı da kanımca hiç önem arzetmiyor. Deniz Baykal istifa etti. Bunun bir kabullenme değil bir meydan okuma olduğunu söyledi. Ancak buna ne açıdan baktığımızda bir meydan okuma olarak görmemiz gerektiğini bize açıklamadı. Argümente etmedi/edemedi.

Şimdi ise Deniz Baykal’ın geri dönüp dönmeyeceği tartışılıyor. Az önce Radikal gazetesinin internet sitesindeki CHP’nin geleceğine dair olan forum’u inceledim. 12 sayfa boyunca yer alan yorumlarda sadece 2 kişi geri dönmeli demiş.

Dönmemeli! Sevgili CHP delegeleri ve Deniz Baykal. Bugün Türkiye’de AKP karşındaki en güçlü kitleyi temsil ediyorsunuz. Bu kitle için bir iktidar umudusunuz/duydunuz. Video gerçek ya da değil ama şuan herkesin kafasında Deniz Baykal’ın evli bir kadınla bir beraberliği olduğu  düşüncesini oturttu. Aksini ispatlamak için gerekli güce sahip olduğunuza inanıyorum. İktidar buna yanaşmasa kendinize sonsuz güvenseniz basını sıradışı bir güç ile arkanıza almaya yetecek kadar kuvvetli bir kozunuz var aslında. Ancak durum böyle gelişmedi. Kabul edelim, Türkiye şartlarına baktığımızda da bunu yaptığı düşünülen birinin iktidarda olma ihtimali yok. Anlamakta çeşitli zorluklar çekeceksiniz genel kurulda tekrar kendisini seçeceksiniz diye korktuğumdan bunun nasıl bir felakete yok açabileceğini sizlere izzah etmek isterim.

CHP’nin bir prototipi vardır. Sol-demokrat olmaktan öte bürokrat-elittir CHP. Tabii ki oy veren herkesin bürokrat olması gerekmez, o kadar elit de değillerdir zaten özünde. Sadece onay verdikleri yaşam tarzı budur. Bu prototipin en iyi örneği anadolu yakası kadınlarıdır. Sarıya boyanmış saçları, eteklerindeki hafif yırtmaçları, tabu yapıp asla konuşmadıkları konuları, saygılı tavırları ve yeri geldikçe yükselttikleri sesleri ile tam bir CHP kadınıdırlar. Bu kadınlar kocaları onları aldatsa bunu sineye çekebilirler ama umut buldukları Baykal’larının eşini aldatması fikri dahi onlar için affedilmezdir.

CHP kendine özgü bir ahlak anlayışı olan bir partidir. Bu partinin ahlakına göre de aile; gösterişten uzak bir hayat süren ve oldukça decent bir kurumdur. Baykal’ın bu videosu CHP’nin en dinamik kaynaklarından biri olan bu decent aileyi sarsmaktadır.

Öte yandan “Baykal’a rağmen oyumu verdim” diyen kitle de sayıca azımsanamayacak kadardır o %20’nin içinde. Tekrar gelmesi ile o oylara sonsuz güle güle demek gerekir.

Şimdi bu konunun G’lerle alakası ne diyeceksiniz. Tek düşündüğüm konu da bu değil herhalde burada 13 kişiyim. Ancak yine de sizin hatrınıza kıyıdan köşeden bağlamak istersem… Bugün Türkiye’de aktif olarak G bir hayat yaşayan politikacının göz önünde olması imkansızdır. Bu da tamamiyle toplum ahlakına yön verebilme yeteneğine sahip olanların bu konuda bir adım atmamasından kaynaklanır. Oysa haydi gönül isterdi ki G bir politikacımız olsun, evlenmiş olsun da onun G eşini aldattığı videoyu tartışıyor olalım.

Ne acıdır ki bu videodaki her şey doğruysa, Deniz Baykal çıkıp doğrudur oldu dese, bu toplum zamanla bunu hazmedecek noktaya, G evlilikleri kabul edeceğinden önce gelir. Sonra da oturur yozlaşmayı tartışırız.